25 Şubat 2012 Cumartesi

Zenci Gırtlaklı Sincap

     Sonunda yakaladı beni. İstediği oldu ve ele geçirdi bütün zihnimi, düşüncelerimi hatta beynimi bile. Nereye gitsem benimleydi artık. Ben - sen kavramını yitirmiştik onunla; ama biz de değildik işte, yine bendim o. Bağımsız değildik artık, bağımlıydık birbirimize. Kenetlenmiştik garip bir şekilde. Tek bir bedende hatta tek bir başın içinde benleştik onunla, hiçbir zaman biz olamadık ama, bizleşemedik... Başıma ağrıları sapladı acımadan, zaten adı da ' baş ağrısı 'ydı. Düşünce yetilerimi kaçırdı hızlıca, geçti oturdu koltuğuna, iğnelerini batırdı sinir nöronlarımın impulslarına. Pat. Pat. Şlat. Ve dudaklarından dışarı fışkırıyordu " nihahahalaalaaaa. "


     Sonra sincapları çağırdı yanına. Zaten pissikopat hayvanlar ne hikmetse kafamın içinde dans etmeye bayılırlar. Öncesinde birazcık bahsetmiştim onlardan Yorgunluk Saçmalaması 'nda, belki hatırlanır. Şimdi ise sülalece gelmiş yüzsüz yaratıklar. Kurmuşlar da müzik sistemlerini, damarların arasına koymuşlar hoparlörlerini, almış eline mikrofonu zenci gırtlağı olan bir tanesi " Meet you downstairs in the bar an heard.. " Ben de diyorum bu şarkı nerden dilime dolandı diye, sağ olsun Amy-vari sincap başarmış bunu. Bir mesaj vermek istercesine de değiştiriyor ses tonunu şurada: " You know that I'm no good. " Vallahi pissikopaaaat. Ben de sincapların düşmanı olan yılanı çağırayım dedim. Sonuçta yılanları bulmak zor değil, etrafımıza tünemiş tonlarcası var. Sincap görünümlü yılanlar veyahut daha da acısı köpek görünümlü kobralar. Vıyh. 


     Baş ağrısının elinden aldım sonunda düşünce yetimi ve tıklatıyorum klavyeye umarsızca. Ve değiştirdi şarkıyı sincapçığım, sanırım repertuarı geniş keretanın. " We only said good-bye with words I died a hundred times You go back to her And I go back to... I go back to us " Çok da içli söylüyor rahmetlinin ardından, çok da içten. Sanırım gittikçe alışmaya başladım ben bu sincaplara. Biraz daha az gürültü çıkartsalar iyiydi, yoksa sinirlenip çocukların topunu kesen o öfke küpü komşu niyetine ben de onların kuyruklarını kopartabilirim. Tamam yia, kıyamam belki ama kafamı sallarım onlar da kendilerini roller coasterda sanırlar. Ya da korkunç şeyler hayal ederim de kendilerini korku tünelinde bulurlar. Patilerini denk alsınlar, daha doğrusu ayaklarını. Patiler köpekte olurdu ya, ne diyorum ben?


     Gittikçe saçmalamaya başladım. Gittikçe uçuyorum bir yerlere. Gittikçe gidiyorum, gidilecek yer kalmadığında bile. Sınırsız bir yolculuğa çıktım. Burada yumuşacık develer var, masmavi de bir gökyüzü. Gökyüzü bazen kırmızılaşıyor da, bazense beyaz. Bir kıvılcım patlatıyorlar arada, bir şarkı bangırdatıyor sonra. " They tried to make me go to rehab, I said, 'No,no,no ' "


- Baş ağrısından Amy Winehouse'a doğru bir yolculuk. Amy Winehouse'dan sincaplara, sincaplardan yumuşacık develere. Hayat güzel, daha doğrusu sen onu güzel görebilirsen. -



 Ölünün arkasından konuşmak olmasın da, Amy ya senin sesine fazla gitmiş güzellik çehrene birazcık az kalmış sankim. Ama olsun, haydi beraber söyleyelim. " He walks away, the sun goes down He takes the day but I’m gone And in your way in this blue shade My tears dry on their own " Ya da ben söylemeyim, birazcık bozabilirim. Amaaan içimdeki Rakçı Serpil sağ olsun, kotarırız işi. ehehe.
 

21 Şubat 2012 Salı

Mim Vol. 4

En sevilenler mimini aldım Ofelyacan ve deeptengelensakintonlama 'dan ve hafifçe tıklatacağım klavyemde. Ruh halime göre değişkenlik gösterebilir; ama idare edeceksiniz işte. Deli dolu hallerimde apayrı kulvarlara yöneliyor, depresif olduğumda ayrı. Ya da ikisinin ortası olursa daha da bir başkalaşır. Hep başka başka, ayrı gayrı birbirinden. Sanki farklı kişiler gibi, parmak izi çakması bir yerde.


En sevdiğin şeyler nelerdir? Nelerden hoşlanırsın, vb. ?

Dondurma manyağıyımdır. Mevsim ayırt etmem, yaza sığıştıracak kadar sığ bir tad doyumu değildir benim gözümde. Çikolataya bayılırım. Ama bitter olmayanına. Paragraflar dolusu saçmalamaya biterim. Felsefe yapmayı içimde gizli kalmış eyaletin kralı ilan edebilirim. Kitap okumayı da çok severim. Okumak, ayrı bir heyecan ya da lugat geliştirici benim nezdimde. Film izlemek, ruhsal afrodizyaktır. Birileriyle bir yerlerde oturup susmadan iki lafın belini kırmak da gayet hoştur. He ben gevezeyimdir de, severim konuşmayı. Aramızda kalsın; ama birileriyle tartışmayı da severim ucundan bir parçasından. Başkaaa, 1-7 yaş arası çocukları da severim, şirinlikler. Erkek çocukları daha bir çok ama, o meraklı soru sormaları falan. Soğuğu da severim ben, biraz psikopatça. Poker, batak, okey, tavla falandı filan.


Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?

Bilgisayar başında vakit akıp gidiyor, öncelikle bunu anlamadığımı belirtmek isterim. Vaktimi nasıl değerlendirdiğime gelirsek; Blogspot'ta takılırım, Twitter'da dolanırım, aklıma eseni araştırıp okumaya koyulurum. Müzik dinlerim, film indirip film yorumlarına göz atarım. Ne bileyim, hiç bugün şunları yaparım diyerek de oturmadım bilgisayarın başına. Kafamı eseni okurum, bir şeyler karalarım. Okurum birilerini.


En sevdiğin filmler nelerdir, veya izlediğin ve hafızanda kalan veya kesinlikle izleyin dediğiniz?

Sweeney Todd'u milyon defa izlemişimdir, kesinlikle izleyin diyebilirim yaneeğ. Hatta bir kere sınavda eleştri yazdıracakları bize ben direk yapıştırmıştım oraya Sweeney'ciğimi. Neyseciğime. Babam ve Oğlum'u zaten söylemeye gerek yok. The Stoning of Soraya'yı 1 kere izlemiş olmama rağmen çok etkiledi beni. Ağlama komasına soktu resmen, baya bir küfür de ettim. Son yarım saati hıçkırıklara boğuldum desem, abartmış olmam. Ten kostümünü üzerine geçirmiş hayvanlara tanıklık ediyoruz orada. Changeling de var, Angelina Jolie'nin oyunculuğunu tam anlamıyla gösterdiği.  O da çok acıklı. Memento yardırır geçer. E tabiki Karayip Korsanları var. En son The Help'i izledim. O da etkiledi beni. American History X de iyidir ya da bir Fight Club. Ya da ben en iyisi dizginleyim burada kendimi, bu liste alır başını gider uzak diyarlara yoksa. Çünkü film izlemek ruha masaj yapmak gibi. Rahatlatıyor insanı. Bu yıl biraz seyreltsem de izlemeleri, filmler bilir ben onları çok severim. ehehe.


Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız, bunlar ne olurdu?

Alışverişe çıkıp bir mağaza talanı yapmak güzel olabilirdi. Ya da fotoğraf makineme yeni bir lens. Beni koyun Media Markt'a, sonrasına da karışmayın ya da bir D&R'a falan. 


Şu aralar en çok dinlediğiniz 3 şarkı?

Lana Del Rey - Born To Die ( Yeni keşfettim gibi, hatunun sesi albümü tümden dinletici. )
Evanescence - My Immortal ( Böyle ben arada nostaljik şarkılara tutukluk yaparım. Yıllar sonra dinlenilince de hoş bir etki bırakıyor zihinde. )
Kimbra - Plain Gold Ring ( Geleceğin Amy Winehouse'una selamlar. )


Bir de ben soru ekliyorum. Şu hayatta en çok yapmak istediğin şey ne? diye. Sevilenler mimi ama dolaylı olarak sevgi de var bu soruda, satırları hissederek okur isen.


Venedik'e gitmek şöyle bir yerde dursun; kitap yazmak. Sözcüklerimi başka insanlara duyurmak. Tanımadığım birilerinin his ve düşüncelerine tercüman olmak; ama Google Translate ile  yakından uzağa alakasız olarak yapmak bu tercümeyi. Kelimelerden dünyalar inşa etmek ya da yıkmak kimi dünyaları. Albüm kaydeder gibi yazmak kitabı. Okudukça dinlemek, dinledikçe hissetmek. Hissettikçe kaybolmak satır aralarında. Bağımlılık yapıcı etkide olması ya da kalemimin. Hatta işi abartıp, ileride Edebiyat derslerinde önemli bir yazar olarak hatırlanmak, gibi gibi. Kitap çıkartsam alıp okursunuz beni ama, dimi?


Bir tek Kuulumsu Kadın 'ı mimliyorum. Sonunda ben de mimlemiş oldum seni. Onun heyecanıyla tek seni mimliyorum. ehehe.


Bir de Requiem for A Dream ve o iç içe geçtiği film müziği. Mükemmel değiller mi?





15 Şubat 2012 Çarşamba

Şarap Olur Gözyaşlarım Kadehinde

     Bazen nerden geldiği belli olmayan bir hüzün karmaşası çullanıyor üzerime. Bir kıvılcım parlatıyor içimde, yangın başlamadan bir yorgan atın ya üzerine. Her gelişinde bir çentik atıyor ruhuma, sonra da geldiği belirsizlikle geri gidiyor usulca. Ben de en şen kahkahayı fırlatıyorum kulakları çınlatırcasına, Saba Tümer'e taş çıkarırcasına. Ama her tebessümümde yok oluyorum fark ettirmeden, içimde gözyaşlarından bir Büyük Okyanus var şimdi. Söndürür belki yangını, azmettirmeden beni.


     Öfkeleniyorum, ruh gibiyim, öyle dolanıyorum ütopyalarımda. Ruhsar'a bağlıyorum bazen, bazense Hermonie Granger'a. Sihirli değneği alıyorum elime ama senaryonun sonunu değiştirecek gücü bulamıyorum avuçlarımda. Ben de uzanıyorum koltuğuma. Belki bir parça tebessüm ediyorum kendi kendime ya da delicesine ağlıyorum ses çıkarmadan. Sessizliğin kulak tırmalayıcı gürültüsüne maruz kalıyorum, etrafımda konuşuyor birileri ama ben ruhlar aleminde bir küheylan. Dokunsan ağlayacak haldeyim ya da dokunsan kahkaha patlatacak bir duygu karmaşasında.


     Belki de deliriyorum ya da hiç olmadığım kadar kendimdeyim, bilmiyorum. Önüme serili tonlarca yol var ama ayaklarım her seferinde karartılara adım atmalarda. Bir yudumluk sigara belki de içimde eriyen umutlarım ya da çakmağın kıvılcımlarında toza dönüşüyor acımasızca. Bense arafın ateş manzaralı tepesine gecekondu kurmuşum, donuyorum o sıcakların ortasında. Parçalanıyorum, Teoman'ın dediği gibi: " Paramparça aaa aaa. "


     Bir üffürükçü çağırın yanıma, tükürüklerini saçsın şu saçmalığın alnının ortasına. Belki kaçar gider kurtulurum ben de ondan ya da şükürlere bindirir durumu da aynı yüzsüzlüğü ile kıvrılır yanıma. Bir parça daha alır benden ve tepeleme doldurur zulasına. Şarap olur gözyaşlarım kadehinde, hıçkırıklarım da kulaklığındaki hoş bir melodi. " Batarken güneş ardında tepelerin, geldi veda zamanı teletabilerin. "


Benden Paramparça gelsin o zaman sizlere, hadi kaldırın kadehleri.



Bir optimist emosallaşırsa işte böyle bir yazı çıkarmış ortaya. Ne yapak yani? Depresif falan da değilim de içimden geldi işte.

12 Şubat 2012 Pazar

Anatomik Sensörler

     Şu hayatta kendi düşüncelerinin sahibi olması gerek insanların. Kendi aklına ve mantığına göre hareket edebilecek cesareti bulabilmeli içinde. Sürü psikolojisinin en uzak köşesinde bir yer edinmeli kendine. Kendisi olması gerek sadece, kendisi gibi davranabilmek.


     İnsanların da anatomisinde bir sensör olsa keşke. Ona göre davranış analizi yapsak falan. Dıtdıtlasa bildiğin yanına geldiğinde. Maskeler de akıp gitse insanların ruhundan. O afilli makyajlarının hepsi yağmur yağmışçasına bozulsa da nü hissetseler kendilerini kalabalıklar ortasında. Belki dünya daha pembeliklere boğulur o zaman, hayaller diyarımın safi haline.


     Ya da alarm kurabilsek biz de his dünyamızın kapısının önüne. Sırf his dünyası da değil, hayatımızın giriş kapısının en görünebilir kısmına. İstediğimizi soksak içeriye veyahut çıkmasını istemediklerimiz de çıkamasa. Ya da yasaklanmış biri geldiğinde kapının önüne, alarm çalmaya başlasa ve kapatsa bütün kapıları. Kaçmaya çalışanlar da olursa jargonuyla def etse onları hemen. Ama benim yanıma getirip önce onları. Hatta bir bekçi de koysak başına. O bekçi de nuriler olsa, Hasan Sabbah gibi biz de kendi cennetimizi kursak ya. - Cennetin anahtarı cinnetimin içinde saklı. Cinnetim de cehennemin içine gizlenmiş. Cennetimle cehennemim kesişmiş yani bir yerde, arafta takıla takıla sıkıldım be ben de. - 


     Herkesin içinde gizlidir bir parça melek veya bir tutam şeytan. Filmlerdeki gibi omuzlarımıza konmuş olmasa da zihnimizin en kuytu limanlarına sığınmışlardır onlar. Gemileriyle dalgalandırırlar ruhumuzu. Misal; melek Jack Sparrow iken şeytan da Davy Jones olabilir. Ama şeytan Jack olarak gelirse, o bana daha sempatik gelebilir. O yüzden en iyisi sensör. Dıtdıtlasın durmadan. Ama çalar saatin dıtdıtlamasının sinir bozuculuğuyla değil. Rahatlatıcı bir tınıyla. " Datdiridatlasa " hatta. Biz de kafamıza göre seçsek arada. Bazen şeytanı seçeriz belki, bazen de meleği. Bazen melekleşirdik bir yerde, bazen de şeytanlaşırdık.



Bir buçuk yüzlü maske. Yok yok bir yetmiş beş yüzlü.

NOT: Hurinin erkek versiyonu nuri dimi? Ya da beni yediler mi? ahahaha.

10 Şubat 2012 Cuma

Mim Vol. 3

Ütopik De Olsa Harem Haremdir

Kuulumsu beni mimledi, sonra deeptone'u mimledi. Sonra deeptone beni mimledi. Sonrasında bir baktım Poliganum da mimlemiş beni. Dayanamadım ben de herkesi mimledim sonra. Ve dünya mimler cennetine döndü. Mimli mimli dolaşıyoruz etrafta. Mutlu ve huzurlu. Bu mimin gerçek olabilitesinin düşüncesiyle aptal bir tebessümlü. Ve ben sultanı olduğum bu imparatorluğün adını " Ütopiya " koyuyorum. Ne kaddar yaratıcıyım. Kahretsin! Tanrı nereden bulmuş da bahşetmiş bana bu kelimatörlüğü, bilmiyorum ki. Neyse neyse, mime dönüyorum ben. Ciddiyet, öhöm!


He bir de mimin konusu; kişi kendi haremini kuruyor. Erkeklere 10 tane bağyan, bağyanlara ise 10 tane erkek kalıyor.


1- Johnny Depp: Benim gözdem belli şimdi. Diğerlerini ayrı bir tarafa Depp'çiğimi ayrı bir tarafa alıyorum ben şimdi. Sübyancının tersten gelen versiyonuyum sanırım. İntegralin türevin tersi olduğu gibi bir durum yani anlayacağınız. 20 küsür filmini izlemişim sonuçta adamın, gelecek o benim dizimin dibinde oturacak! O Vanessa'dan da ayrılacak! Ayrılmazsa bu ünlem işaretlerini o kadının... elinde yüzük yaparım. Daha mantıklısı kelepçe yaparım. Atarım denizden aşağı. Ohhh, mis.


2- Michael C. Hall: " Dark passenger. " demesiyle bile beni ekrana kilitleyen psikopat görünümlü şirinli şekerli tipidik. Dexter halin olmadan gel tabii; fakat yine de Dexter taklidi de yapabilirsin arada. Ama n'olur, Six Feet Under'daki gibi olma. Yok, ı ıhh. Gözbebeklerime tecavüzdü o sahneler. Kaldıramam bir daha. Hele Ütopiya'da asla! He sen de benim halvet partnerim ol. Teallaaaaam.


3- Edward Norton: " Ben Jack'in mahvolmuş hayatıyım! " Tamam filmde adın Jack olmasa da bir yerde kendi metaforun o. O yüzden gel beriye, ben senin bütün mahvolmuşluklarını bir çırpıda düzeltebilirim. American History X'in sonunda az ağlatmadın beni. Ama bak ben yine insaflıyım, çok ısrar ettiğin için kabul ediyorum seni haremime. Haydi, geç içeri!


4- Orlando Bloom: Sen Yüzüklerin Efendisi'ndeki toyluğunla ya da Karayip Korsanları'ndaki korsan gibi korsan olduğun zamanlarındaki halinle gel bana. Sen gel ki buralara bir neşe, efendime söyleyim bir umut gelsin.


5- İskender Pala: Kendimi çok ımmm nasıl söylesem çok tutkusal fışkırtılar gibi bir şeylerde hissettim ya böyle, tövbe tövbe. Ben de bir iki satır edebiyat konuşabileceğim, tarihi olaylar hakkında bilgi alabileceğim biri istedim yanıma. Hem bir referans da olur bana, kitap çıkarttığımda arka kapağına yazı da yazar. Yazar tabi, işi ne başka? Neyse, susmalıyım sanırım buradan sonra.


6- Adam Faver: Bu adamı buraya getirtip odaya kapatacağım. Yeni kitap yazana kadar da çıkamayacak oradan. Bu ne yahu? 2 tane kitap olur mu sadece? Olmaaaz. O yetenek, o 2 kitaptan dışarı fışkırır. Sen kendinin farkında değil misin be adam?


7- Cemal Süreya / Yahya Kemal : Mistik güçlerim el verdiğince bir reenkarne edebilirdim ben sizleri. Ne güzel şiirler yazardınız bana, ben de garibim kendi kendime sevinirdim işte.


8- Ashton Kutcher: Aaaa. Bak bir tebessüm geldi yapıştı suratıma. Ha ha ha. Sen görmüyorsun; ama adını yazmak bile salak salak sırıtmama sebep oldu. Daha bir açıklama gereği duymuyorum ben: Hahıaa.


9- Ajdar: Ahahahahaa, şaka yapıyorum lan lan lan. Hemen korkma. Tabiki de onun işi ne Ütopiya'da ya? Clint Mansell gelsin. Tipi için değil - zaten olmayan bir şey için olamaz da - o mükemmel müzikleri için. Bir Lux Aterna ya da Sacrifice için. Gel bana yenilerini yap.


10- Çekiliş hakkı: Bu da benim kafama göre değiştirebileceğim bir opsiyonum olsun. Yani her hafta 1 kişiyi seçebileyim keyfimin kayhayasının emirleri doğrultusunda. Öyle olsun öyle. Zira şöyle bir yazdım da etraflıca düşünsem isimler değişikliğe uğrayabilir. Çünkü ruh halime göre başkasını isterim ben, banne?


Mimlediklerim

Seyirci Koltuğu

Black Swan

The Merica

Bir Zamanlar Sinema

Milena

NOT: Barney Stinson'ı da yazacaktım da, çok seçen var yahu onu. O yüzden ben haftada birlerimde alırım onu aradaa.

 

6 Şubat 2012 Pazartesi

Mim Vol. 2

Yine mimli bir yazı bu.
Caddenin karşısında el sallıyor bana Kuulumsu'nun yolladığı mim, ben de minik bir tebessümle karşılık veriyorum ona. İçeri davet ediyorum, diyorum " Basma blogun pembe basamaklarına. " " Tamam. " diyor, sakince kıvranıyor bu bembeyaz sayfanın kenarlarına. Bir çay ikram ediyorum ona, bu soğukta kesin üşümüştür lan.


1- Sence çok anlamlı bir söz?
Immm, düşünme joker hakkımı kullanıyorum. Mesela şey var ya: " Tanrı saatlere sığmazdı. Zamanın şekerleme yaptığı saatlerde dahi uyumuyor, insanları seyretmeye devam ediyordu. " Elif Şafak. Ya da ne bileyim, Cemal Süreya'dan " Silmeye çalışma yavrum, lekeni gözyaşlarınla. " Ya da " Anormal durumlarda anormal tepkiler vererek normal dengesini korumaya çalışıyordu. " İskender Pala.


2- Makyajında olmazsa olmazın?
Göz kalemi. Gözkapaklarını çıplak bırakmaya ne gerek var ama, değil mi? - Soruya soruyla cevap verince dumur oldun mim ama, değil mi? Çayı bırakıp biralan sen en iysi ehehe. -


3- Uyguladığın güzellik tüyosu nedir?
Iı ııı, şey, buraya afilli bir şekilde betimleyebileceğim bir tüyom yok. Ben de tüyom olmamasını afilli bir şekilde betimlerim, farkı anlamazsınız. Her şeyi doğal akışına bırakan bir şahsiyet olmamdan mütevelletin kendimi tüyoların ardına gizlemem. Spontane takılırım ben. Mutluyumdur böyle. Ay, yirim.


4- En sevdiğin içecek?
Vallahi hücrelerimdeki osmotik basınç artınca gözüm içeceğin şeklini, şemalini görmez. Boğazla temasa geçiştirip hüpletir sadece rahatça.


5- Nefret ettiğin bir şey?
Hani şöyle bir insan profili vardır: Kişi ölümüne yediği halde ölümüne de çirozdur ya hani. Hehh işte gidip atın o metabolizmayı camdan aşağı. O insan modelini gözümün önünden uzak tutun, yoksa içimde gizli kalmış Dexter dışarı fışkıracaaak.


6- En çok sevdiğin iltifat?
" Sen zayıfladın mı ya? " " Oha, ne kadar zayıflamışsın! " " Görüşmeyeli napmışın sen ya? " Biliyorum biliyorum, sağolun canlarım.


7- Favori kitabın?
Benim favori filmim de, müzisyenim de, kitabım da ruh halime göre değişken. Şimdiki ruh halime göre yanıtlıyorum anlayacağınız. 
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim - Johanne Greenberg
Empati - Adam Fawer
Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
Sol Ayağım - Christ Brown
Beyaz Geceler Dostoyewski
Saraydan Sürgüne - Kenize Mourad


8- Sana görünüş olarak yakın bulduğun ünlü?
Şimdi Adriana Lima'yı mı seçsem yoksa Angelina Jolie'yi mi bilemedim. Bu listeye Penelope Cruz'u da katalım da kimse üzülmesin. sfsadgh. 


9- Herkesin beğendiği ama senin beğenmediğin ürün?
Blackberry. Model ayrımı yapmadan hepsini alıyorum bu sorunun altında. Gelin hele bir buralara. Kaba, iş adamı telefonu kılıklılar sizi! Kızmayın bana; fakat ben bir türlü ısınamadım şu Blackberry'e. Ama oyunları çok eğlenceli, ona laf yok ehehe.


10- Şu an en çok almak istediğin kozmetik ürün?
Escada Magnetism. Mükemmel bir koku. Tek bir nefeste kafa yapıcı etki. Harika bir ruhsal doyum. Kaç aydır kıyamıyorum şişedeki son fısı sıkmaya, üzerine kuma getiriyorum; ama nafile! Escada Magnetism'e bir kere başladı mı insan bırakamıyor. Bir nevi bağımlılık; ama bu psikolojik olmayanından. Bu kokusal bağımlılık.

       Ne zaman güvercin diyecek olsam aklıma Cemal Süreya'nın Üvercinka'sı gelir.
 

4 Şubat 2012 Cumartesi

Mim Vol. 1

Babalar ve Kızları

" Bir baba nasıl olmalı? " sorusuna yanıt mahiyetinde yazabilirsiniz isterseniz bu yazıyı, isterseniz onun hakkında bir anı, efendime söyleyim belki de sadece bir an. Ya da minik itiraflar zincirinden de oluşturabilirsiniz yazıyı. Ve sonra sonuna 4 kişiye mim yapıştırıyorsunuz. Böyle bir şeyler işte.


Öncelikle bana mimi yapıştıran Kuulumsu Kadın 'a teşekkürlerimi iletmekten geri kalmıyorum. Öptüm müeendis hanım sizi. Ve şimdi usulca postuma başlıyorum. Okumada kalın!


Babamla aramızdaki ilişki aslında çok inişli çıkışlıdır. Ne böyle tam bir sevgi yumağı olabilmişizdir, ne de birbirimizden tam kopabilmişizdir. Nasıl desem, iki dengesizin dengesizliği belki de bizimkisi. En ağır kavgaları edip konuşmadığımız da olmuştur, birlikte bir Kadıköy'e gidip kitapçıları talan ettiğimiz de. Sonra ardından bir yerlerde oturup tatlılarımızı hüplettiğimiz de. Zaten iki pis boğaz bir araya gelirse yemekler seyran olurmuş derler. Kokoreçi de çok severiz biz. Herkese ve her şeye inat kokoreçi doya doya yeriz de! En çok da anneme inat ehehe. Hatun hiç tatmadan nefret edebilme lüksüne sahip bir dişi kişisidir de. Neyse neyse.


Babam da ben de film manyağıyızdır. O iş yerinde sarılır Torrentceğizime ben de evde kendi imkanlarımla indiririm. Sonra birleştiririz hazinelerimizi ve bakarız mükemmel bir film arşivi bu bizimki. Buradan sponsorumuz olan uTorrent'e teşekkürlerimi iletmeyi kendime borç bilirim. Hani sayesinde iyi bir yardırışa geçtik film hakkında. Karayip Korsanları'na olan sevgim film korsancılığında nüksediyor böyle bir yerde ehehe. Bazı bazı uyuklasa da film izlerken babam, severim babamla film izlemeyi. - İtiraf etmek gerekirse; arada çaktırmadan uyuklayan taraf ben de olabiliyorum ahahaha. Ama çoook nadiren. Fazlasıyla nadir hem de. - Film izlemeyi zaten başlı başına severim. Hele o film Karayip Korsanları ise tadından yenmez şimdi.
 

Ben küçüklüğümden beri kumar kategorisine giren oyunların çoğunu bilirim. Hakikaten lan. Bir okey olsun, bir batak olsun, bir poker olsun, bir pis yedili olsun, bir 51 olsun çoğu şeyde yardırırım. Ve ayrı bir trajikomiklikle bunları bana öğreten de; babamdır, abimdir ve annemdir. Hani bir gün iskambil kağıtlarınızı alıp gelirseniz geri çevirmem sizi. He bir de erkek tavlası da oynarım. Yiha.


Babamla elbet de güzel zamanlarımız çok oldu; ama şöyle bir dönüp baktığımda kötü anılarımız da bolca var. Terazi burcuna münhasır olmasından dolayı  fazlasıyla dengesiz bir karakteristik özelliğe sahip. - Teraziler alınmasın; ama bizdeki terazi cidden fena. Ölçüm falan yok, kantarı bozuk ya bildiğin. - Benim gibi biriyle uğraşmak da basit bir şey değildir belki; ama insanın birazcık güveni olmalı, dimi? Tamam belki yaptıklarımla o güveni yitirmiş olabilirim; ama tekrardan bir tohumunu yeşertebilecek kadar bir yol bile alamadık mı ki biz? Sonuçta senin biyolojik reaksiyonların sayesinde varım bir yerde bu dünyanın uçsuz bucaksız sokaklarında, 2 milimlik yol bile kat edemeyecek miyiz biz? O göle bir parça damlatamayacak mısın? İlla benim gözyaşlarıyla mı doldurmam gerek orayı? Bunu bekliyorsan, yanılıyorsun tabiki. Ben benim, sen göremiyorsun. E hadi o zaman, azıcık mantıklı düşün. Saçma saçma konuşup sonra gelip bana niye poz yapıyorsun deme Trip değil çünkü bu benimkiler, kırılıyorum sadece. Ağacımın yapraklarını söküp atıyorsun ve basıyorsun üzerine. Farkında değilsin ama bu öyle. Daha doğrusu bir periyotta öyleydi, şimdi iyiyim. Pek de umursadığım söylenemez artık. Zaten aramız kötü değil, güleriz ederiz de. İyi de değil ama. Muhabbetin varlığıyla güvenin varlığı bir şeyler değil be canim.


Mimlere gelirsek; 

Seyirci Koltuğu ( Film harici post atmazsın; amaa 1. yılının şerefine belki 2. defa yıkarsın bunu, he? ehehe )

Poliganum

Black Swan

Öptüm.



Ne mükemmel bir filme başlama sahnesidir, dimi dimi?