13 Mayıs 2012 Pazar

Dünya Ahiret Hayatın Anlamı

     Belirli gün ve haftaların belirlediği duygulardan çok daha farklıları peyda olurdu kalbime, belirsiz bir güç tarafından. Belki bunun nedeni anneme verebileceğim tek hediyenin sadece "mezarlığına gidip, çiçekleri başının tepesine bırakarak dualarla tek taraflı konuşmak"tan ibaret olduğu içindir, bilemiyorum. Zaten onu bile pek beceremem, yanaklarımdan akıttığım yağmurlarla sularım toprağını, su serperim temiz kalbine. "İyiyim ben, ağladığıma bakma sen. O da ergenlikten işte."


     Anneler Günü. Ne saçma bir kavram. Artık hiçbir gün annemin değilken bu hayatta, bir yandan da her gününüm onunken aslında, nasıl dayanabilirim insanların tek bir güne sığdırmalarını o tatlı doğurganımı. "Bu hayattaki en büyük hediyem sensin, senin büyüyüp serpildiğini görmek benim için en önemlisi. O yüzden, hediye almana gerek yok evlatçık." derdi, ben de her yıl hiç usanmadan çocuk aklımla hediye niyetine zırvaları tıkıştırırdım avuçlarına. O da gülümserdi bana, içtenliği taramalı tüfek gibi ışıldayan gözlerinden fırlatırdı üzerime. Acaba artık görebiliyor mu beni? İzliyor mudur tahtalı köydeki tahtalı köşkünden? Ben seni hala görüyorum anne, rüyalarımda hiç yaşlanmıyorsun da. Hala taş gibisin, nazarlarla saklambaç oynayasın.


     Bir gün. Daha doğurusu, o malum gün. Hatta durun, afilli bir şekilde tanımlayacağım o günü.


     10 yıl önce...


      Yine bir Anneler Günü. Ben de yolda bir çiçekçi görüp cebimde kalan son parayla gül alacağım. Bu yılki zırvam geçen yıllara nazaran daha bir anlamlı. Sanırım birazcık olgunlaşmışım. Ama tek bir tane alabildim anca. Bütün parayı önceki gün cipslere ve çikolatalara kaptırmıştım çünkü. Çok kızdım kendime, "Bari birazcık da anneme ayırsaymışım cipsten." diye düşündüm. Kızardım da biraz. Ama parasal kaynağım, babam yani, tükenmişti artık bana para vermekten. O yüzden daha istememeliydim. Ne yapalım, tek bir gül ve birazcık da tebessüm yeter de artardı herhalde. Hem ben onu, neşe yağmuruna tutup kahkaha toplarıyla kar atarım suratına. Tatlı doğurganım, zaten tek bir öpücüğe tamam eder. Bunlar zihnimde sek sek oynarken ben eve varmıştım bile. İyi ve hoş düşüncelerin etrafımda fink attığı dakikalarda hastanın ayağına gelen doktor edasıyla kapıyı tıklatmıştım. Ama kapı açık kalmış, sütten çıkmış ak çikolata gibi aktı ayaklarıma doğru. Ben de içeri adımı attım, çekirdek kadar bir tuzluluk ve waffle kadar bir tatlılıkla. Annemin yanına hopturubillah koştum. Duraksadım sonra. Gördüğüm manzara karşısında devesini kaybeden bit gibiydim. Gülücükler saçan suratıma karanlık bir perde yuplamıştı. Yanına koştum. Elimde gül, gül kanların içine batmış. Tıpkı filmlerdeki gibi, en sahicisinden ama. Halil Sezai'nin şarkılarıyla kapışacak bir duygu karmaşası yapışmıştı üzerime. Gözkapaklarımdan atom bombalarını boşaltıyordum annemin üzerine doğru. Sonradan öğrendim, babamın kavgalı olduğu eski bir ortağı onu korkutmak istiyormuş. Bunun için de annemi pataklaması için bir adam tutmuş. Fakat doğurganım hiç durur mu yerinde, savunmuş kendini. Orospu çocuklarının hasodabaşı ise korkmuş, sıkmış kurşunu göğsüne. Ben ise 12 yaşında bir çocuk. 4. sınıftayım lan!


     Babamla hiç konuşmuyoruz artık. Onu suçluyorum her şeyden. Belki haksız bir tutum; ama suratına bakamıyorum ne yapayım? Elimde değil. Dayanamıyorum. Ona her baktığımda 10 yıl önceki küçük kızın çaresiz silüetine bürünüyorum tekrardan. Kanlar içinde yatan bir kadın, elinde gül ile yanına kapaklanmış minik bir kız, gözyaşlarının kanlarla bütünleştiği bir ambiyans. Ve bolca nefret. O sıralar çok fazla küfür bilmiyordum, bildiğim kadarınca haykırıyordum ama. Şimdi ise aklıma geldiğinde, söylediklerimle RTÜK bile kapatabilir beni.


     Yine bir anneler gününde, yine mezarlığın başında, yine elimde tek bir gülle, yanındayım annelerin en içten tatlıcısı. Yine ağlıyorum. İnsanların mutlu gününü ben gözyaşlarımla kapatıyorum. Yine de, senin yanında hiç olmadığım kadar mutluyum. Ağladığıma bakma ne olur, hepsi ergenlikten. 22 yaşına gelmişim; ama hala çıkamamışım işte. Olsun, seversin beni böyle de, bilirim. Benim söylememe gerek yok. Zaten titreyen çenemle dişlerime 8.5 şiddetinde deprem uygularken bir de duygusal cümleler sarf ederek kendimi mahvetmeyim. Sadece şunu söylemek istiyorum; dünya ahiret hayatımın anlamısın!


- Aykırılık yapacağım ya, Anneler Günü'nde depresif bir hikaye yazayım dedim. Oldu mu? Sanırım. Anneler Günü kutlu olsun herkeslerin, mutluluklu hikayeler katmanız dileğiyle hayatınıza. -


    

Vega'dan Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı gelsin herkeslere. Nostaljik olalım.

35 yorum:

  1. Bu bir hikayemi yoksa gerçek mi? hikayeler ve gerçekler çok farklı çünkü..ben sadece bir hikaye olduğunu düşünüyorum ve cidden bu kadar mutlu olduğum bir günde beni ağlattığını söylemek istiyorum..
    ah Beyza ah..

    YanıtlaSil
  2. Hikaye hikaye. Annem hayatta ve nazarlara kurban gitmesin sağlıklı da hatun.
    Ayyy, bu iyi mi kötü mü bilemedim. Özür dilerim yahu.

    YanıtlaSil
  3. Gerçek sandım yaa boşuna o kadar ağladım :D

    Bende babamı babalar gününde kaybetmiştim.. anneler günü de babalar günüde saçmalık her gün onların zaten koskoca yılda sadece bir gün ayırmak iyi bir şey değil.

    YanıtlaSil
  4. ehehe, hissettiğin ölçüde gerçektir ama.
    Ben özür dilerim ya, dolaylı olarak da olsa sana bunu hatırlattığım için, aklından çıkmıyordur zaten ama şimdi benim yüzümden körüklendi. Üzgünüm.
    Allah rahmetlerini tepe tepe örtsün babanın üzerine. Bence de, yılda bir günü ayırmak sadece formaliteden olur olsa olsa. Gerçekçi değil.

    YanıtlaSil
  5. O hikayedeki mazbut dişi hanım :):) Mimin var bende "Silmeden"...

    YanıtlaSil
  6. TANIŞTIĞIMA MEMNUN OLDUM CANIM...
    ÇOK HOŞ PAYLAŞIMLAR
    ELLERİNE SAĞLIK.
    BANA DA BEKLERİM
    :))

    YanıtlaSil
  7. Ben de memnun oldum. Teşekkürler. Senin de klavyene. Geleceğim elbett.

    YanıtlaSil
  8. aman hikaye de olmasın :) doğruluk payı falan da olmasın istemem :)

    Evet evet o mükemmel insandan mükemmel bi' yazı okuduk tamam biliyoz. :P

    Neyse ok by :)

    YanıtlaSil
  9. Hikaye de olmayacaksa doğruluk payı da olmayacaksa, ne olacak ki amaa? ehehe.
    Ay ay şımarıklaştırıyorsunuz efenimm.
    Görüşürüz depresiflerin şahı.

    YanıtlaSil
  10. yeni mimini görmedin mi daa.
    :)
    dene bakalımlım.
    :)
    bu sabahların bi anlamı olmalı en sevdiğim şarkılardan.
    3 yazına gelcem yine.
    :)

    YanıtlaSil
  11. Deneyeceğim, öncekilerini bir yazayım da. ehehe.
    Bekleriz efenimmm.

    YanıtlaSil
  12. Ya yorumlara bakmasam gerçek sanacaktım ben de. Yazıların gerçekle hayal arasında ince bir çizgide. Bu iyi bir şey ama :))

    YanıtlaSil
  13. Teşekkürler, mutlu ettin cidden. ehehe.

    YanıtlaSil
  14. bu nasıl bi'dramdır! çok sertti! huh huh huh (bunlar nefes) öhöm, tamam şimdi iyiyim. iyiki anneler gününde okumamışım yahu! güzel olmuş çok güzel olmuş da waowh yani :))

    anneler günü biz de hep hüzün.. annem 21 yaşında kaybetmiş annesini.. off ondan öyle işte...

    günleri kutlu olsun. her gün onların olsun. anne dırdırı az olsun :)

    YanıtlaSil
  15. Vay vay, sizin beğenmeniz pek bir mutlu etti beni. Baya bir sevindiriklik attın klavyenden suratıma. ehehe. Teşekkürler Kuulumsucan'ım.
    Hatırlıyorum bir yazında bahsetmiştin anneannenden; ama annenin 21 yaşında kaybettiğini bilmiyordum. Allah rahmetini esirgemesin ondan hiç.
    ehehe, onların olsun. Tepe tepe kullansınlar.

    YanıtlaSil
  16. Ben de gerçek sandım. Neyse değilmiş. Ama anneler günü bilmemne günü bence yine de çok gereksiz. Bunun gerçeğini de yaşayanlar var tabi...

    YanıtlaSil
  17. Başlarda bir duygu hengamesine kapıldım gidiordum,ama sonlarda dedim ı ııı hikayedir buuu.ki öyleymiş,iyikide öyleymis:))))oh be

    YanıtlaSil
  18. Ahu: Ayyy, gerçek sandığınızı duyunca pek bir mutlu oluyorum yahuu. ehehe. Bence de gereksiz, evet gerçeğini yaşayanlar da var tabi. Onlar için daha bir acı tabi. Tıklatması kolay, ama yaşaması...

    DepresifPolyanna: ehehe, öngörülerine kurban.

    YanıtlaSil
  19. aa herkes ağlamış ya. bende suratımda şapşal bir gülücükle okumuştum :D hele cips kısımları falan :D
    tatlı doğurganım, devesini kaybetmiş bit gibiydim gülücük iyice bir yayıldı yerleşti yahu, kalıcı galiba.
    bu yazı bana bir anımı hatırlattı, hatta buraya yazcaktım da ben bunu bir yazı yapıyım. hehe çok çocukça ve salakça :D

    YanıtlaSil
  20. ehehe herkes farklı kısımlarına odaklanır, açıkcası ben de yazarken ağlatabileceğini hiç düşünmemiştim.
    Benzetmeleri beğendiysen ne mutlu kedicigiim. O gülücük yorumunla benim suratıma da sıçradı.
    ahahaa pek bir merak ettim, bekleriiim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir yıl olmuş mollaahmetoğlucuğum, dile kolay koskoca bir yıl :))
      PS: dile kolayı çok uzun yıllarca dilek olay diye bildim ve anlayamadım :)

      Sil
    2. Vallahi yahu, Teoman'ın dediği "Nasıl oluyor zaman bir türlü geçmezken, yıllar hayatlar geçiyor?"
      Ben de, "Allah'a ısmarladık" değil de "alağas bağladık" anlayıp, "Alağas ne?" diye düşünürdüm küçükken. ahahahaa. Ruh halini anlayabiliyorum yani.

      Sil
  21. gelcem yine. yeni mimin var bende. :)

    yeni depp filmini izlemezsin herhalde sinemada.
    :)

    YanıtlaSil
  22. Başlığımın üzerinde yerin var, gel adamın deepi. ehehe.
    1 dakika Dark Shadows çıktı mı ki? Çıkmadı ki yahu o, OMFG you're bluffing.

    YanıtlaSil
  23. mimledim seni(:

    http://fiyuvfit.blogspot.com/2012/05/evet-mikrofonu-biricitin-elinden.html

    YanıtlaSil
  24. Ayyy, teşekkürler Semmmacan. Senin klavyenden mimlenmek de pek bir hoş. ehehe.

    YanıtlaSil
  25. vizyona girecek yakında.
    :)
    ya bak bu hikayeyi gerçek sandım ve inan üzerimden soğuk ter boşandı. uff neyse hikayeymiş aman aman.
    :)
    meşgulsun biliyoz ama hogwartsa giderken uğra da son şiirimi okusan yaa.
    :)

    YanıtlaSil
  26. Hee, biliyorum yah onu.
    Yok yok, hikaye, kurgusal sözcük cümbüşü.
    Senin şiirlerini kaçırmayız efenimm, geliriz elbet.

    YanıtlaSil