22 Eylül 2012 Cumartesi

Anlam Haşırtısı

     Astral seyahate çıkmış bir astrolog gibiyim bugün. Garip bir uyum, kahkahalıyken kahından alınan bir hüzün, hüzünlüyken ü'lerinden kapılan bir tebessüm falan. Entelektüel kaygılara entegre olmuş bir haldeyim belki, sözcükleri ortak bir paydada toplayıp sunamıyorum önünüze, aslında sunmak istemiyorum, bir nihilist kafasıyla nispetleniyorum sevaplara, bir üffürükçü tükürüğüyle ulaşıyorum evrenin aslına, bir sözcükle zıplıyorum aklına, bir tebessümle sırıtıyorum ekrana ve bir "miniminibirler çalışkanikiler" jeneriğiyle dans ediyorum kafanda. Bidibidibıım. Ne kadar işlevsel hatunum be. Utanmasam kendimi Amy Winehouse'un varisi ilan edeceğim, o derece ileri boyutlarda kendine bir aşiret kurdu egom, durum iyi değil, durum kötü de değil, aslında bir durum da yok, yahabibi, yardım et! 


     İnsanoğlu insankadınlarıyla birlikte olup dünyaya insanlıktan çıkma insan sıfatlılarını getirdi. Görsen, eminim yani bundan, "Leyleklerin bu işte bir parmağı olmalı ya da bilemedin en kötü gagası." diyeceksin. Ya da "Hık demiş bülbülünden düşmüş, yalilili." falan. Aslında leyleklerin emektar ruhunu, çalışkan kanatlarını küçümsememek gerek, zamanında filmlere az beyaz çarşafa bağlanmış çocukları getirmediler. Sektörün en işlevselleri, doğuştan Redbull'lu, kanatlısından orıncını kidine bağlamışlı, tatlı mı tatlı, biraz hoyratlı tiplemeler. - Eminim leylekler okuyabilse buralarda delicesine, boyutları aşacak bir şekilde, duygularından taşan denizleri tutamayarak yağmurlarını akıtırlardı. Ama bizler için - ben de dahilim buna - "Ya ne diyorsun kızaaağm, ana fikre gelsene artık." mızmızlanmaları....... evet evet duyar gibiyim. Bu arada ana fikir demişken, ne güzel demiştir klavyem "En güzel tema, ana fikirsiz tema." diye. Hatun bütün felsefeyi avuçlamış resmen, bana da karşısında telefonu kıpraştırmak kaldı sadece. He bir de, Anathema var ama onun konumuzla bir alakası yok tabi. -


     Havanın dengesizliği gömleğimin kollarını yukarı sıvazlayıp ardından aşağı bırakmama sebep oluyor. Siyasilerin dengesizliği sinirlerimi yukarı hoplatıp iki sek sek oynadıktan sonra aşağıya helikopter böceğiyle indiriyor. İnsanların dengesizliği siktir etmekle etmemek arası bir konuma yönlendiriyor beni. Bu kadar dengesizlik içinde dengemi kaybedeceğimden, dengesizliklerimle kurduğum dengeyi yitireceğimden korkmaya başladım sanırım. Dengelerimin delegeleri arasındaki anlaşmada geçen bir maddeyi söylemeliyim sizlere. "Bırakın, yeter ki bırakın zihnini, o her yere ulaşır. Bırakın, yeter ki bırakın kendinizi, o sizi her yerlere ulaştırır." Kendimi bir İETT şoförü, bir taksici, bir kaçak süpürgeyle insanları gökyüzünden gökyüzüne götüren "ulaştırmacı hayalperest" gibi hissetsem de iltifat-vari bu yaklaşımdan ötürü delegelere bir tebessümlük aydiya yollama kararı aldım. İnternasyonelliğimi in/on/at'ler vasıtasıyla aktaracağım. Araya puropozisyonlar, purodan çıkan dumanlar falan da ekleyebiliriz. Bilmem ki, gidişat nereye götürürse artık.


     Arka kapıların ardında, arka sokakların arkalarında, arka sıradakilerin zihinlerinin ardında topladım kadroyu. "Benim arkam sağlam oğlum, bir sürü arka tanıyorum." dedim sonra. Şöyle bir gözlerini kıstı, dudaklarını kıpraştırdı, ardından "Arka sokaklardaa neler oluyooor?" dedi. Sonrasında, melodik tecavüzden ötürü, kirlenmiş hissettim kendimi. İlk işim bir kulak temizleyicisi almaktı, zaten polise gitsem "Senin isteğinden ötürü, senden ötürü, sendeeen." muhabbeti keseceğinden ben de ümidimi kesip kestirmeden gitmiştim yoluma. Kimse "Beyza'nın Yolu" diyecek kadar önemsememişti bunu. Ben de "Adını 'Delicesine Girdiğim Bu Yolda Tek Destekçim Türk Havayolları, Tek Rakibim Havadaki Polenler, Tek Umudum Sağlıklı Sigara, Tek Sonucum Tebessüm ve Laylaylay' Koydum" Duyanlar, öncelikle duyduklarına pişman olmuş gibi oldular. Sonra oha falan oldular. Sonra da yok oldular. Kovaladıkça kaçan ateş böceği oldular; ama tek farkla onları kovalayan yoktu aslında. Esasında böcek familyasından "ateş"e münhasır da değillerdi, olsa olsa "bok" olurlardı, onlar için biçilmiş kaftan. Selamlar kaptan!


     Kısacası; bir kısalığa bağlanamayacak kelimeleri zihnimin projeksiyonundan buralara yansıtmak isterken anlam kaygısına, anlam kaymasına, anlam haşırtısına sebep olmuş olabilirim. Klavyemde büyük hissediyorum, zihnimde kaygılar, suratta tebessüm, ağızdan çıkan dumanlar, sonra bir de siyağsun. - Karadeniz şivesinde söylenen bir söz gibi görünen bu kelime, aslında internasyonelliğimden fırlama bir "See you soon."dur. - Öptüm, gömdüm, gördüm, bir zamanlar döldüm, büyüdüm ve gördüm ve öldüm ve gördüm ve öldüm sonunda hortladığıma inandılar ben yine öldüm. Gömdüm. Gördüm. Göldü umutlarım, sövdüm. - WTF'lar havada uçuşurken, kaçtım ben. -





Hey Nilly. Dets guğııt. - Böyle gırtlaktan İngiliz aksanı -

16 Eylül 2012 Pazar

Psikanalitik Şeytan

     Seksi bir ses tonuyla okuyun bu satırları, içinizden ya da dışınıza yansıtarak etrafınıza toplayıp da birilerini Heredot Cevdet misali var edin sözcüklerimle beni dünyanızda. Başka bir yerden geliyorum bugün, evrenin inanılmaz sırlarından biriyim bu sefer belki de ben. Ruhunuza dokunmaya geldim veyahut içinizdeki bir şeyi kıpırdatmaya. Bugün aslında sırf gelmek için geldim, elimde sigaram, silüetimle dumanı birlikte salınıyorlar göklerde. El sallasam görmezsiniz beni ama, ben görüyorum sizleri, o bakmaya korktuğunuz köşelerdeki iyi huylu kişi ben. Aslında bir "kişi" olmasa da, sizlerden biri, içinizdeki kişilik bölünmelerinden fırlayan tatlı bir sima. Bir silüet sadece. Bir karartı belki. Ama varım lan işte. Korkularınızdan sıyrılıp görün beni. Sizin varlığıyla bir türlü yüzleşemediğiniz, bildiğiniz halde kabullenemediğiniz tarafınızım. Sözcüklerle var edilemeyeceğim gibi dışlanarak yok edilemeyecek o benliğinizin parçası.... Korkmayın benden. Kabullenin beni. Sizi katil edecek değilim. Ya ya yaaağ, karakteriniz kaldırmaz bir kere zaten. PİLİZ. Rahatla biraz. Kötü kadın/adam gülüşü de yakışmaz zaten suratına. 


     "Yasak meyveyi yedirdim, insanlar kovuldu ni ha ho aağ." kafasını yaşamıyorum, öncelikle bunu belirteyim. Ya da Redbull içip de kanatlanmıyorsun, buradaki zebistler -cehennemdeki "yakıcılar"- denediler de iki milim yol kat edemeden daha fenasıyla karşılaştılar. OF. Bu sefer sigaramın küllerinde ezildiler, yazık be, çok içerim hem ben, hepsine yeter, rahat, kafa rahat, kafa sakat, kafa maaağfakalarda anlayacağınız. Ama konudan saptım. Benim demek istediğim, hepinizin içinde benden bir parça var ya, korkmayın ondan. Yemez o sizi. Belki ruhunuzu sömürür hafiften; ama bitirmez.


     Dini konulardan bahsedebilecek kadar bilgili değilim, zamanında meleklik bile yapmış olsam da. Oğlum ben çok baştan savmaydım, o yüzden de kovulmuş olabilirim ya, sizler sadece formaliteden bir sebeptiniz. Neyse, konu o değil. Ben hala konunun aslını astarını önünüze çıkarıp da anlatamadım söyleceklerimi. Buranın havasından mıdır ateşinden midir bilinmez ama gevezelikte üzerimize kimse kül dökemez. Muhabbetim aslında çok bir "sıcaktan ölürken gökten düşen dondurma" kıvamında. Rahatlatır, biraz da başka taraflara fırlatır. Seversiniz çoğu zaman beni; ama itiraf edemeyecek kadar o aptal gururu yapıştırmışsınızdır üzerinize. Yazık.


     Öyle bir hale gelmişsiniz ki, ulan benden daha fenalarıyla bezeli etrafınız da göremiyorsunuz. "BAKAN KÖR FURYALI PİÇLER." diyesim geliyor; ama yine de demeyeyim diyorum. Benden korkacağınıza onların pisliklerini çıplak gözlerle görsenize beee! Çemkirtmeyin beni. Haberiniz olsun buralarda üzerinize çok iddia oynamaya başladık, sayenizde ateşten avrolarla fink atıyorum işte diyardan diyara. Ama asıl güzelliklerden uzaklaştırdınız beni. Artık bana iş kalmadı, insanlar birbirlerini parçalamakla o kadar meşgul ki buradaki ailenizin iblisi işsiz kaldı. İSYANIM VAR LAN. Biraz insancıl olabilseniz ya, ben sizi birbirinize düşürmeliyim, hani mantık o, siz kendi aranızda birbirinizi mahvetmemelisiniz. Gittikçe bana benzemeye başladınız, hatta benim karakteristik özelliklerimi kendinize has bir şekilde modifiye edip pissikopatlaştırdınız kötülük kurumunu. İblis olarak beni bile korkutmaya başladınız, bilseydim baştan böyle olabileceğinizi belki de hiç bu işe atlamazdım iblisleme.


     Artık her boku da üzerime atmaktan vazgeçmenizi istiyorum. Bu ne lan? Her kötülükte, musibette boku şeytana at, tamam başlarda gururum okşanıyordu; ama insan eliyle yapılmış kötülüklerden bile beni suçlu tutunca kırılmaya başladım ya. Evet, şeytanlar da kırılabilir, bunu size öğretmediler mi? VİCDANSIZLAR. "Ay şeytan dürttü.", "Şeytan diyor ki yanaş şuna."lar falan ciddi anlamda boğdu beni. Sizinle aramızdaki boyutsal farkı algılayabildiğiniz gün daha iyi anlaşacağımızı umuyorum. Ve birazcık, insan olun. Bunu dediğime inanamıyorum ama, birazcık içinizdeki iyiliği dışarı çıkartın. Çıkartın ki ben onu ellerimle öldüreyim, çıplak düşünceyle karanlığa gönderebileyim. Bu kadar kötülük inanın sizi bizim alemde çok antipatik göstermeye başladı. Bir kere işimizi elimizden aldınız, yaptığınız piçlik cidden.


     Aile doktoru misali aile iblisleri de vardı yıllar önce, taaa 800'lü yıllarda falan. Zaten aslında bizim sistemimizi sağlık sektörüne oturtmaya çalışmışlar, bu da ekstra bir sinir harbine sebep oldu bizim buralarda. Sonra tedavülden kaldırdık bu sistemi, gerek kalmadı o kadarına çünkü, yakında bizi de tedavülden kaldıracak gibisiniz. Hayır, yanınızda melek kalmaya başladık ya o bir garip geliyor artık. Öyle bir hale geliyorsunuz ki insanlar, bizlere ihtiyacınız kalmıyor kötülüğü yaşatmak için. Kötülüğü her öğüne itinayla rendeleyip karıştıran bir ırk olup çıktınız, oğlum çiğnemeden yutmayın tamam da, bu kadar da almayın, yeter. Her şeyin bir dozu var, tam anlamıyla "şeytan olmadan adam çarpma" kalıbına girip, bacak bacak üzerine atıp oturuyorsunuz. Bütün şevkim kaçtı, küstüm oynamıyorum be.    

- Bir psikanaliz çalışması. Bu sefer klavyemi şeytana çevirdim, tü tü tüüüğ maaşallah. -


 

Twitter'ı şarkı sözleriyle katledesimi getiriyor şarkı. Valla he. Beni bile........

10 Eylül 2012 Pazartesi

Sosyal Mesajım Kaydı

     Günümüzde gençlerin zihinlerine empoze edilen düşüncelerin ışığında ezbere konuşan bir sürünün koyunları konumundaki insanlık adına, selamlar herkese! Bu seferki yazımın seyri ciddiyete akacak, tuşlarım bu sefer sanal idealizme hizmet edecek, parmaklarımdan iki zırva akıp gidecek gözbebeklerinizin ortasındaki o sevimli mi sevimli irise doğru. 


     Ülkemizdeki sağcılık da solculuk da ideolojik açıdan zırvalamaya denk düşmüş, maalesef. Sağcılık artık "dincilik", solculuk ise "Atatürkçülük" gibi bir anlam karmaşasında. Türkiye'de ne sağcı sağcı, ne solcu solcu. Üzgünüm, Türkiye'deki hiçbir siyasi partinin düşüncesini beğenmiyorum. He kötünün iyileri var elbette; ama "İyiymiş lan, al işte budur!" diyebileceğim bir parti, bir adam, bir kişi bile yok mu be? Kişisel hırslar girince devreye, cebini doldurma sevdası bulaşınca insanın zihnine herkes mi kaypak olur, herkes mi şerefini taşa bağlayıp denizin diplerine gönderir? Hiçbirinin sözlerini de, üzüntülerini de, ülke için yaptıkları reformvari pislikleri de samimi bulmuyorum. He benim ne düşündüğüm önemli mi peki? Tabi ki hayır. Öyle yazıyorum işte, herkes boş boş zırvalıyor ya, ben de iki satırlık zırvamı tıklatıyorum işte, çok mu?


      Gittikçe her şeyden soğuyorum. Terör sayesinde cebini dolduran insanlar oldukça terör de bitmeyecek, biliyorum. Herkes çıkarı peşinde, vatanın sağ olduğu kimsenin umrunda değil. Her şey herkesin dilinde, icraate gelince sözcükler dipsiz bir kuyunun içinde asitli suda boğuluyor. Bu kadar aciz bir ülkeyiz yani, sözcüklerin dünyasında hareketlerin şehrine adım atamayacak kadar bencil ve sorumsuzuz. Eğitimi çökerterek, gençlerin düşünmelerini engellemek için elimizden geleni yapabilecek kadar köreltmişiz gözlerimizi. Ezbere dayalı koyunlarız diyorum ya, çobanımız da pezekli venik bir bıyık. Onun da tasması var, her şeyin ardında başka birileri var. Bazen her boku Amerika'ya atmanın doğru olduğuna da inanıyorum, İlluminati'yi de bu kadar göz önüne çıkartarak önemsiz bir ayrıntıymış gibi benimsettiler zaten. Paranoyakça belki ama her şey bir oyun, bizler de bu oyunun içinde önemsiz piyonlarız. Varlığımızla yokluğumuzu birbirine çakıştırsak da kimsenin umrunda olmaz. Düşünmeyelim yeter, düşünmeye başlayınca dikkat çekmeye başlarız zaten. "VURUN KELLESİNİ" devri bitse de, farklı açılardan devam etmekte buralarda.


     Gittikçe yavaşça İran gibi bir yere dönüşeceğimize de inanmıyorum bu arada, insanlar kafayı yemiş, bu kadar mı koyup verip bırakacaksın ülkeni ki hemen umudunu kesiyorsun kendinden, yapabileceklerinden? Herkes ülkeden kaçmanın derdinde, söze gelince ülke için yanıp tutuşan bir sevdaları vardır ama içlerinde.... Medyaya da güvenemiyorum, artık kimseye güvenmiyorum. Bazen o kadar garip şeyler düşünüyorum ki, kendime bile güvenemiyorum. Bütün güvenimi alıp götürdüler içimden yani, buna izin veren de bizleriz aslında. Popomuzu arkamıza yaslayıp "Öyle orospu çocuğu, böyle şerefsiz." diyerek bir şeyler yaptığımızı sanıyoruz. İzliyoruz uzaktan ve hiçbir şey yapmıyoruz. Aslında yapamıyoruz belki, bilmiyorum, bu kadar da aciz olamayız. Damarlarımızda bir asil kan vardı hani, bir kuvvet kudret, neredeyiz şimdi?


     Osmanlı'ya küfür edenleri de, Atatürk'ü yerden yere vuranları da anlamıyorum. Saçmalamayın. Bize geçmişimizi unutturmaya çalışıyor lan işte, yakın geçmişi de onun ardını da. Birbirimize düşürüyorlar bizi, aslında hep onlar kazanıyor, anlamıyoruz. Bölünüyoruz, bölündükçe yönetilmesi daha da kolay oluyoruz. Siyasiler de kocakarı gibi laf atma derdinde birbirlerine, ellerine bellerine koysalar Cennet Mahallesi havasında olacak Türkiye. Belki de o dizi geleceği gösteriyordu bir yerde.........


     Hiçbir ideolojiyi benimsemiş de değilim, he bundandır siyasetçinin yumuşak g'si bile olmaz benden. Düşüncelerimden önemsiz ayrıntıların içinde çırpınan zerzavatçının sattıklarından ayrı bir konuma düşmez belki. Seviyorum buraları, ne kadar güzellikler barındırıyor aslında içinde, fark etmiyoruz, insanlığımızı kaybederek güzelliklerin üzerini pisliklerimizle sıvıyoruz.


      Tarih de bilmemizi istendiği gibi, her bilgi doğru değil maalesef, ya da tam değil, eksik kalmış. Kendimden bir alıntı yaparak anlatmak istiyorum - öyle de megalomanım yani - "Bazen filmi izlemiyoruz da sırf fragmanla yetiniyoruz yane."


     Ne mi diyorum? Aman siktir et her şeyi. Sosyal mesaj kaygısında sosyal mesajım kaydı lan. Bir Yasemin Mori şarkısı olup "Dünyada üzülmeye değer ne vaaaar?" diyelim hep beraber. Kaldır mikrofonları! 


- Bunlar da okumalık hanıııığm. Ama çok değersiz düşünceler zincirine geçen yıl atılan birkaç tık işte. Sofistike Bilgili Tabaka - At Gözlükleri Sorunsalı - Eliptik Elit



Yeni keşfettim, keşfimin geçliğinden dolayı şahsıma nalet ettim. Sesine, tarzına, söyleyişine kurbaaan Mori.

3 Eylül 2012 Pazartesi

Gezegenler Arası Kocakarı İlacı

     Birdenbire gezegenler arasındaki bir kumpasın içinde, her yerden fırlayan meraklı bir ev cini gibi buldum kendimi. No-Frost ışınlanma teknolojisinin muzipliğinden olsa gerek bu saliseler içindeki mekan değişikliğinin sebebi. Zamanın akışını algılayamayacak kadar algılarımı hapsetmemişimdir minik kutucuklara herhalde. Yine de tedbir olsun diye nüfus sayımına yolladım demin Endo-çekirdo-sitoplazmik retinayı. Bütün hücrelerim aynı yerinde pinekliyormuş, yani formaliteden korkmayın benim için. Kendimi Discovery Channel'da uzaylı belgeseli çeken biri gibi hissediyorum sadece, ya da Mars Attacks'ı yaşayan bir hayalperest eliyın. Katy Perry'nin şarkısındaki E.T'yi üzerime zeplinle yollayabilirsiniz, Neptün uzay çayına davet etti birazdan yanına gidiyorum. Burçlarınıza iyi bakın, galaksiler arası meteorları atabilirim her an üzerlerine, suda taş sektirmek gibi, çok eğlenceli lan.


      Matrix'teki kadar afili bir "seçilmiş kişi" olmasam da, ışın çakmaklarımı sigaraya tokuşturup dumanı atmosfer basıncına zıt yönde yuvarlamasam da, bu hikayedeki köstekli saati boynunda taşıyan kişi ben olduğumdan kendimi Star Wars'ın "karşında süper-star"lı versiyonu gibi hissediyorum. Cırtlak bir tonda "hisseeeğt beni" bile diyebilirim hatta sizler için. Beni sizler ışınladınız!


     Kızılderililer Türk müdür bilmem ama buradakilerden kesinlikle Türk falan olmaz. O ağız niyetine suratlarına yapışmış çiziklere hiç yakışmıyor sözcüklerimiz. Laz aksanında İngilizce gibi diksiyonel tacizin varyasyonlarından biri fırlıyor garip ses tellerinden. "İyaaağm" sesi çıkartmak da sanırım onlar için bir hobiden ibaret, yoksa iletişim için apayrı sözcüklere gereksinim duyuyor piçivikler. Ama duysanız İngilizceleri o kadar mükemmel ki, onlar konuştukça bu işin arkasında da Amerika var diyesim geliyor. "HEP EMPERYALİST GÜÇLERİN EMBESİLLERİSİNİZ LAN. Dünyadan sıkılıp atmosfer dışına da mı çıktılar şimdi de?" diyeceğim de, paranoyama yazıktır diye dizginliyorum sözcüklerimi. Rus BBG evinde küfür eden Türk gibiyim burada. "Tutkopurostotutkate"


     Buralarda bizim dünyevi klişeler yok sanırım. Kimse de gelip bana planını dökülmedi mesela. Dünyevi dertlerden de sıyrıldım, burası, ımmmm sizler nasıl diyor "kebap kebap" Mavi-yeşil light tonlulara bir "hiyiaağm" çakmalıyım ama, onlar da buraların kahini işte. Neptün'den iki üç tüyo aldıktan sonra ver elini ayın karanlık yüzünün aydınlık kalmış o küçük köşesindeki köşke! Orada belki kaşığı büken bir bücür de bulurum; ama buralarda büktüğü anca platinyum bir kuşturak olur. Kuşturak da buraların içinden ışınlar çıkan kaşığı. Aynı zamanda çatalı, biraz da bıçağı. Aslında o kadar da farklı sayılmayız birbirimizden, sadece bizler daha seksiyiz.


     Buraya Star-bucks açmayı düşünüyorum, franchising falan alacağım. Bir Türk kahvesi yapayım dedim de şekil bozukluğuna kurban gitmiş burunları düştü mütiş kokusundan, bukalemun gibi renk değiştiren dilleri yılan dansını kesti büyülü tadından, burada seçilmiş parmaklarımdan zenginlik getiriyorum. Daha şimdiden Mars manzaralı bir daire alabilecek parayı biriktirdim. OĞLUM, seçilmiş kişi olmayı biraz maddiyata çevirdim sanırım. Hep maneviyat triplerinde nereye kadar zaten, hayat içinde maddiyatı da barındırır gerçekçi olalım biraz. Lütfen, "fakir ama gururlu genç" klişesini fırlatmayın bana. Buralarda herkesin altında en kötü bir star-mobil var.


     Aslında mavi-yeşil light tonlu E.T familyasına uğramaya çekinmiyor da değilim, ne yalan söyleyim? Bahsetmiştim birazcık onların ortamından, ahandastorentistiley: Minik Buruşuk E.T Yüreği 


     İnsanlar, insanlıklarını satıp para kazanma derdine düşmüşken, evrim teorisine yaraşır bir biçimde hayvanlardan evrildiğimizi kanıtlamak için insanüstü çabalar sarf ederken, kendilerine "Acayip heyvenlere benziyirsen" dedirtirtecek hareketleri sıralamaktan hiç bıkmazken, küfürleri üzerlerine yeni alınmış bir kıyafet gibi geçirtirken ve bunları gayet doğalmış gibi yapmaktan hiç çekinmezken ben nasıl izleyebilirim kahraman bakış açısıyla tüm bu olanları? Minik buruşuk E.T yüreklerindeki çözünmeyi kaldırabilir miyim, bilmiyorum. 


     Bu arada unutmadan, sizlere yıldız tozu getireyim buralardan. Her derde deva, buradakilerin kocakarı ilacı mübarek. 




Sizlere nostalji getirdim hanıııığm.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Uykulu Sözcükler

     Meşrebini kalendere bulandırıp çirkin-güzel ayrımını yok sayan bir melodinin kulaklara mırıldanmasına adıyorum yazının başlangıcını. Birkaç saniyelik müzikal duruşu lütfen! İçten gelen melodinin dışarı patlamasından sonra tekrardan devam edelim yazıya. Bir kulaklarımızı açalım, kendi sesimizi farklılaştırarak hoş bir tonlamayla kafayı hafiften sallayarak, bir el hareketiyle ritme ayak uydurarak, ayakları da hopturtaktır bir şekilde hareket ettirerek, bir enerji patlamasına kendimizi bırakıp yavaşça yazıya devirelim gözlerimizi sonra. Abartma ama. Enerjini iki satırlık melodiye teslim etme tamamen, sadece bir başlangıç babında akıp gitsin vücut hücrelerinde. "To be continued...."a bağladıktan sonra enerjiyi, yazıya devam edebiliriz. "Endamı şanlı, sohbeti tatlı" bir şekkilde. Enerjileri sinerjilere doldurup kaçarak.


     Gelişine fırlattığım sözcüklerin gidişini izlerken bazen sonuçlarını kahinmişçesine algılayabildiğimden kendime "sözcüklerin büyülü dünyasında lanetli bir küheylan" lakabını takarak kahinlerin kah'ı, hasbelkaderlerin has'ı, hasların kalfası olmayı planlıyorum. Çardakta çakırları keyifleri birbirine çaktırdığım bir sırada aklımda dolanan pattttlmaya hazır bombanın çakıl taşlarına bağlı olduğunu fark ettikten sonra, içimdeki mahlukat-ı alıştırıveriş'i dışarı saldığım gibi torbalar dolusu cenneti bıraktım "Giyecek de hiçbir şey yok yahu"lu diyara. Mutluluğun resmine yakın bir tablo sunuyorduk görenlere. Ay durun bir poz vermeli hemen! - WTF? İçimdeki tikkyi salmamak gerek, soriğ gays. -


     Ermiş bir derviş gibi sermiştim kendimi serzenişlerin içine. Tek bir parçayı bıraktım içime. Dediler ki, içme. Gitme.... Meee eee. Depresif hikayelerin içindeki kuzulu şehre daldım. Nasıl inek kutsal olabiliyorsa burada da kuzular öyleydi. Zannımca zanlı konumundaydılar bazense. Bir Kavak Yelleri'ndeki Efe lehçesiyle "Kuzuuuğ" dedim ve sonrasında hayat bana beyaz, bana siyah, bana gri, bana gökkuşağı ve gökkuşağında bulunmayan renkler oldu çıktı. Hayat bana güzel, bana acı, bana tatlı, bana hoştur. Haydi koştur. Tamam, sustum.


     Ne üdüğü belirsiz sözcüklerin sürüsünün çobanıyım ben. Bir şekilde klavyeden taşıp akıyor avuçlarımdan, hissettikçe yankılanıyor dudaklarımda, dinledikçe akıp gidiyor bir kulaktan diğerine, delicesine kaçıyor barınamıyor içlerinde. Ve sonra dikkatle dinlediğinde anlıyorsun ki aslında bir yere gittikleri yok, sadece kamufle olmuşlar üzerlerine farklı anlamları geçirip de.


      Anlatıp da anlaşılmasını beklemek çok kasınç geliyor bazen. "Ben lafımı ortaya korum. Beğenen alır gider, beğenmeyen bırakır kaçar." demiş Dilber Hala devamındaki "hoşşşik"le beraber. Boğuk sesindeki tombikliğe rağmen gayet doğru bir tesbite takmış sözcükleri. "Beğenmeyen bırahır kaçar." Gözlerinin ferine kadar bizlere naklen yayın yapan gözlüklerin sahibesi dişican! KAÇAR. KAŞAR.


     Uykulu gözlerle satırları parmaklarıma aldığım şu sıralarda aptalca şeyler yazmam ya da yazmış olmam kuvvetle muhtemel. Zaten yazmadıysam önceki yazıdaki sihirli değnekler beni kahretmeye gelebilir. Allah diyen ornitorengi getirin banaaaaa, üzerime üflesin birazcık lanetimden kurtarsın beni. Bitip tükenme konusunda oldukça beceriksiz şanssızlığımla, beni mahveden sakarlığımı alıp götürse ya birileri. Hoş olabilir. Güzel olur. Çaktırma ama, mükemmel de olabilir ekşuliğ. Ekşi ekşi, burada ebrulii. - Kafiyelendiniz, tebrikler! -



 

 Mellodik duruş. Tektonik depremler. Saçmaladıkça saçmalayası gelmeler falan işte. Ayakta uyuyan sözcüklerimi akıttım klavyeden sizlere doğru. Ekranları başında beni okuyanlar varsa şunu söylemek isterim ki, yorulan gözlerinize yorgunluk şarkısı gelsin bu!