19 Ocak 2013 Cumartesi

Bodoslama Dalıp Lodosa Tutul

     Bazı günlerin anlamsızlığı ve önemsizliği gözardı edilemeyecek büyük paydalara bölünerek bileşik kesir silüetinde dahil olur hayatın denklemine. Çarpılmışa dönen bakışların çıkarımlarıyla toplanan düşüncesiz tavırlarsa bu sırada böler gözkapaklarını, uykudan ayırır, integralini bile alsan o yorgunluğu gidermek için bir kova dolusu pi sayısına ihtiyaç duyarsın. Sonunda 3,14 ile 3,5 atmak istemiyorsan, düşünceyi sıyır gözkapaklarından ve kapat onları. Hayat meyvesini bazen sebze olarak sunar sana. Hayatın da gösterip vermeme şekli bu olsa gerek, alışması bir mektubun süre zarfına katlanmasında ya da zarflardan bir dizilim oluşturup domino taşları gibi yıkılmasını izlemekte olabilir. Yıkmadan çünkü; yenilenemezsin bazen.


     Ya bir parça sonsuzsundur bu hayatta ya da birazcık sıfır. Limitinin nereye gittiğine bağlı, sınırlarla kendini bir kafese kapatırsan noksanlığı üzerine geçirmişsin demektir. İlahi noksan, ne fark eder ki hiç yoksan? Hayat çok bayat, bir mikrodalgaya at bakayım belki düzelir. - Alınan son haberlere göre olmayan sopadan bir bela üzerime doğru okunmuş, birazdan kusup geleceğim ben. -


     Tütsülenmiş nazarını kahve falındaki gözler basmışsa, sen de telvene parmağını batırıp alnında bir kamuflaj oluştur. Böylece medyumluk aleminde "tütütüüüğ, oldu da bitti maaşallah" kıvamında bir yer edinirsin kendine. Köstekli saatinin kadranı bozulmuşsa umursama, bazen köstek olması gerekir zamanın sana. Zaman her şeyin ilacı değil, zehridir bazen. Panzehri ise bardağın dolu tarafında, kafana boşaltıp serinlesene, çalkalamadan içme ama.


     Gözünü bu sefer bodosloma daldır, belki lodosa tutulur da peşinden seni götürür uzaklara. Bir bulutun üzerine binersin ve peşinde nikotine bulanmış zifir, "amaaan petrol, canıııım petrol" melodisi. Yuvarlak gözlüklerin olmasa da uçarsın sen de, bazen Nimbus 2023 olmasa bile gökyüzü semasına davet eder insanı. Ayıp olmasın diye bir pasta götür sen de yanında, çayı kaynatmıştır bulutlar, dumanlarıyla salınan bir düete batır sen de zifirini. Tebessümleri boşalt suratına da anlasın bardağın dolu tarafının kıymetini. Müsait bir yerde in sonra, uçurtmaya binersin, daha dinazor şeklindeki bulut var zaten. Gandalf'a söyle o dinazorumsu uçan kuşumsulardan da yollasın bir tane, çok yardımsever bir şey o, ay yerim.


     - Frodo'suyla, Gollum'uyla seyir zevkine dahil eder misin beni Orta Dünya'na? + Yüzüğümü sallasam Aragorn, sallamasam Legolas. Sen yüzük diye parmağına lego as. ( Bir "hönk" haline karışmış ifadesiz surat efekti alayım buraya.................. )


     Nazarlarla saklambaç oynarken kem gözlere yakalandım geçenlerde. Tam üffürmeye çalışırken ağzımdaki naneli sakız uçup kem gözün kapağına değerek orada bir "tısssss"ladı. Sakıza alerjisi varmış. Kem gözlere priz bağlayıp fiş taktım ben de, elektrik faturasına dostlarmış aslında. Elemterenin fişiyle hayat çok kolay. Kurşunu dökeyim derken halıya sıçrattığım günden beri alt komşuyla aramızda bir delik oluştu, komşu komşunun külüne muhtaçtır diye boşuna dememişler; o dökülen kurşunla evine giren hırsızı vurmuşum ben de. Bizde böyle; "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O da bütün apartmandır." 


     Kelimeler zihnime üç yüz kilometre bölü saat hızla çarparken bir trafik kazası olacak diye korkan nöronlarım kendilerini "trafik polisi" ilan edip kalbimin "açık otobanı"na bir düzen getirmeye çalışıyorlar. Ne yazık ki "En iyi düzen, düzensizliktir." mantalitesindeki zihnim bu yerleşkeyi parçalayıp içindeki nöronları da bir güzel pataklamak için Dövüş Kulübü'nü kurmaya karar verdi. Ortaya alyuvarlar sıçramadan kanımın trombositlerini kurtarmam lazım. Biyokimyasal bir fizikçi bulun da el atsın şu işe. Yoksa dal sarkacak; ama kartal kalkamayacak.


Limon Ağacı diye bir kitap da var. Tesadüf mü? Tehlikenin farkında mısınız, isim kıtlığı yaşamaya başladık. Tıpkı ingilizcedeki bütün küfürlerin "Lanet olsun." olması gibi bu durum.........

2 Ocak 2013 Çarşamba

Zamane Zamansızlıkları

     Olmayacak duaya istavroz çekilmez, bazen sadece okunmuş şekeri atıp da ağzına kutsal suyla gargara yapmak gerek hayatı. Vaftiz edilmiş bedenleri gusülden geçirerek bir kalkan oluşturup Davud'un yıldızına binerek ziyaret etmek Mars'ı, sonra tavla zarlarıyla geri dönmek dünyaya, birkaç yıldız tozuyla Tinkerbell'i reenkarne edip damardan dalmak bir hülyaya, gerek bazen, süperman-iye olmak.


     Ah zamane zamansızlıklarından müzdarip ruhlar, paralel evrenlerde eğimlerin eşitliğini kullanarak kara deliği bulup orada piknik yaptıktan sonra zaman makinesini keşfetmeye çalışan o hınzır ruhlar, geçmişe takılıkalıp kendini üzmekten başka hiçbir işe yaramayan bu serüveni bir kenara bırakıp, o serüveni hakkın rahmetiyle şapkadan çıkarıp tavuk silüetine bindirdikten sonra kızartıp önüme getirsenize. Zamanın zamansızlığını zamanında tadacaksın, bunu artık kabullensenize. Herkeste elbet bir süper kahraman var, onu aramayı bıraktığında ortaya çıkıyor sadece, zamanın lordu bile olsan sonunda sıkılırsın yani, bilmiş ol Dr Who.


    İleri görüşlü bir insan olmak için dürbün almaya karar verdim, köstekli saatimle kombinlediğim korsan triplerimle yakışacağını düşünüyorum. Zihnime de bir pusula taktıracağım, yoksa nereye kayacağını önceden kestiremiyorum, bir bakıyorum belirsiz bir coğrafyanın bilinmeyen enlemlerinde kendi çapında bir daire kurmuş teğet geçenleri izliyor, sonra bir bakıyorum saklambaç oynamış üstü başı bilinmezlik içinde diyorum gir duşa, bugün çok uçmuşsun yine, o Nimbus'un anahtarını alacağım elinden, yerappi fitilini fitişini tiktik ya.


     Bazen kendimi Yağmur Ormanları'na gidip susuz dönen bir bedevi gibi hissediyorum; çünkü giderken su şişesi götürmeyi unutuyorum yanımda, zamane zamansızlığı zihnime dalıp unutturuyor kısa süreli hafızamı. Nöronlarımın içini kapkapçılar bastı sanırım, bari gelmişken telefonuma da bir kap getiriverseler. İnsanoğlu çiğ süt emmiş, çiğ köfte de yiyoruz, efendime söyleyeyim çiğ börek de var. Her şey çiğken bu hayatta nasıl düzenli beslenebiliriz ki? Yerappim üzerime biraz diyet atar mısın, formumu yedim bekliyorum ben.


     Sözcüklerin içinde eritilip sonradan dile getirilmeyen bazı gerçekler vardır hayatta, mesela Petrol diye bir şarkıyla katılınan erövizyon gibi. Ya da bir türlü telafuzu yapılamayan bu şarkı yarışmasının her dudakta farklı bir sözcüğe bürünmesi gibi. Unutulmak istenen bazı sözlerin kulaklara yaptığı yankının kamufle ettiği şarkı sözleri gibi. Kırılınca yapıştırılması imkansız olan bazı puzzlelar gibi. Unutulmaması gereken şeyler de var ama, nesiller geçtikçe canlanan, bir gülpembe gibi ya da eşek olan bir arkadaş mesela.


Nice senelere.