23 Mayıs 2013 Perşembe

Koli Bandıyla Tutturulan Kelimeler

     Taze tüten kahvenin kokusuna batırılmış tütün yağmurlarına balıklama atlayan dudakların gözlerine düşen papatya kokularında klasik bir film sahnesini klavyeye yatırmaya çalışan yazarın elinin tersiyle bütün klişeleri bir tarafa atıp kafasını kafaladığı klavyesinde salınan birkaç kelime kırıntısını takip ederek ulaştığı bu isim tamlamasının sıfatlaştığı o saliselik anın içinde, göze düşen bön bakışların oryantel yaptığı o ölümsüz anın diplerinde, Asena olacağına oryantel dersi alan Saruman olsan daha iyidir benden söylemesi.


     Kısa cümlelere yüklenen derin anlamlar taşınamayacak raddeye gelip orada kendine kamp kurmaya başladığı için, cümleleri uzattıkça uzatmayı; bir naneli sakız haline getirerek etrafı ferahlatmayı kendi misyonu haline getiren klavyenin önünde barikatlar kurulsa da o barikatları balyozla parçalayacak bir kuvvete sahip olan kelimeler bir döngünün içine girerek Kenan Doğulu'dan "Dön gel." şarkısını mırıldanmaya başlayıp bir nostalji kuşağına soktuğunda kulakları çekinmeden haykırın o şarkıları; çünkü siz haykırmazsanız yanınızdaki karga sesli arkadaşınız bunu sizin yerine yaparak bu kulak tırmalama hakkını elinizden alabilir, acı bir şey.


      Düşünmeyi bırakmayı düşünmekten vazgeçip düşünmeme eylemini düşüncelerinize aktarabilmeyi başarabildiğiniz zaman doğru zamanda doğru yerde olabilmeniz için evrenin size yolladığı yardımları görebilecek ruh hali çizgisinde akrobasi hareketleri yapmaya başlayabileceğinizi size gösteren bir beyaz tavşan bile yoksa bu hayatta üzülmek boşa; bazen sihirli değneği eline alıp birkaç kelime mırıldanmak yeterli olup kadehleri tebessümlerle doldurabildiği gibi bir el çırpmasıyla da bütün ışıklar açılıp gözlerinize aydınlığı düşürebilir; karanlık da güzeldir ama ruhu karartmayanı.

     
     Fala bakacak kimse olmadığı halde kapatılan Türk kahvelerinin cennete gittiğini size söylememişlerse küçükken, hayat size telvesini altın fincanında sunmamaya çok eskiden karar vermiş ve gümüşleri de sizden kaçırıp merdiven altlarında satmayın diye uzak köşelerde başkalarının merdiven altına geçirmiştir, sessizce, gizlice, gizini gökyüzündeki yıldızların parlaklarından aldığı o kuvvetinin yakarışlarına kendini bıraktığı pestilini bezdiği sırada.


     Birbirinden bağımsız görünen bir açıdan bağdaştırılmış bu bağıntılı cümleler kendi çaplarında klavyenin üzerinde dans ederken arka planda dönen plak, rüzgarla düet yapmayı bitirdiği sırada bütün enstrümanlarını toplayıp gidecekken tam bir ses uzaktan koşarak yanına gelip bağırdı, nefes nefese kalmış, kesik kesik: "Kalbinin oturumunu kapatan insanlar donuyor, karamelli Carte Dor gibi; ama tatsız bunlar."

Tığ ile birbirine geçirilen kelimeler koli bandına yapışıp beş ters bir düz ördürüyor kendini.
Tek Cümlelik Katliam'ın torungilleri belki de.



1:31'de iki diyor, bence Madonna da teyzesinin üçüncü torunundan Türk çıkıyor buradan toparlarsak denklemi.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Başı Unutulan Cümleler

     Bir yudumluk hayallerini enjekte ettiği dumanlarından kendine yeni dünyalar inşa eden, güneş gözlüğü niyetine perspektif genişletici takan insanların olduğu ütopik bir diyarın tropik tatlarından bir karışım oluşturup kadehleri dolduran, dumanlarıyla kafaları alıp başka diyarlara uçuran bir melodinin konuk oyunculuk yaptığı müzikal seyrindeki hayatın içindeki insanlar bazen çok detone, fazlasıyla aptal olabiliyor, kelimeleriyle bir cellat; konuşma isteğini alıp çöpe atacak bir apartman görevlisi, hareketleriyle bir angut; insanlığını evcilleştirmiş bir paytak kedi, düşünceleriyle de bir kukla olabiliyor; düşünce özgürsüzlüğünün kelepçeli sandıklarına beyinlerini fırlatan-giller.


    
     Gözlere dökülen yorgunluğun kırıntılarını takip ederek kendilerine yeni bir gerçeklik bulacağına inanan hayalperestin, umutlarına yerleştirilen bigudili atom bombasını patlamaktan kurtaran atom karıncanın yardımseverliğine sahip olan sigaranın dumanına sarasım var merceğe yatırılmış insan kalbini, boştu kimisinin merceklerde görülen gerçekliği, yakınsak olsa dahi içine girdikçe dışına kaçası geliyordu insanın, kapıları üzerine kilitleyip dışarıdan bağırarak kovmak, kovarken de kelimeleri zırvalayıp yeni sözcükleri çıkartası gelioyordu lisanı kabarık pastası yamalı gözleri kanamış, zaafını zarfa kaldırıp üzerine Hogwartz mührünü koyan o bakışları uzaklarda süzülen sigaranın dumanına takılan sis dumanında kendisinden bir parçayı yitiren o sessiz gemideki sesli kalp çatırdamalarına.



     Yazdıkça başı unutulan cümlelerin bağlandığı yüklemlerin asonansında yitirilen ritmin, musikiye yanaşmış bir şiirin Ahmet Haşim'in kulaklarını çınlatmasındaki evrensel topografyanın tapusunu elinden kaçıran bir hayal tacirinin, yüksek sesle frekansını periyoduna böldüğü bir ses karmaşasına doğru akıtılan kelimelerinde bir sessizlik var. Kanıksanmış yargılarından sıyrılırsan; dokunsan gözyaşlarını duyabilirsiniz satırlarında; ama mutluluktan mı hüzünden mi bilemezsin onu, o yüzden başını unutup cümlenin sonundaki yüklemi kafanın içindeki sincaplara fırlatıp çift kale maç yapmaya bakmalı en iyisi. Çünkü, 90 dakikaya gerek kalmadan 90 saniyede bile anlaşılır ruhlar. Kamuflaj tropaj geçirmemişse üzerine tabi.

 
     Unuttuğumu unuttuğum şeyleri unuttuğumu fark ettiğimde hafızamın unutma - hatırlama paralel eğrisini çakıştırarak eğimlerini sıfıra eşitlediğimi anlıyorum. Nöronlarımın analitiği geometride "yamuk" diye nitelendiriliyor sanırım, sanrılarım da kare olsun, sancılarım da dikdörtgen, sandıkta da bir hazine, içinde bir kase böğürtlen....... İçimdeki bu kafiye canavarını alıp üzerine karamelli dondurma dökesim geliyor, hayatı orta yerinden sökesim, sonra beş numaralı tığ ile yeniden dikesim, dikmeyi beceremediğim için terzi çağırıp onun suratına bardağın dolu tarafını düşüresim, sonra gidesim beş dakikaya gelesim, şarkılarla dönesim döndükçe başıma sövesim sövdükçe nefesi sökesim. Hep bir sökesi. - Son bir kafiye kaldı, onu da yapmayıverip sizlerin hayalgücüne havale ediyorum; ihaleyi kazandınız. -


     Yazmak için konuya ihtiyaç duymayan tatlı klavyelerin tokuştuğu semalarda yıldızların selamını alıp getiren bir sevap kazanırmış, serap görüp bütün yıldızları kaçırırmış. -mış'lı geçmiş zamanın dedikodu ekini alıp tahtalı köyde duşa sızdırırmış. Kurutma makinesiyle saz çalıp rüzgarla samba yaparken adımları hep kaçırırmış. Aksak melodiyi aktardan satın almaya kalkarsa olacağı bu. Aksakallı dede Gandalf da yardım etmediğinden, Frodo da dua etmeyi bilmediğinden, Harry de mücver asayı istemediğinden, Hobbit'lerin ayakları da bitten çürümeye başladığından, zaman bir bütünlüğe ulaşamayacak hiçbir zaman. 



Sting is miss.