26 Ağustos 2013 Pazartesi

Karışan Dünyalar

     Korna seslerinin karıştığı şehrin gürültüsünü kendine müzik addeden bir break dans sanatçısının kafasının üzerinde dönerken yanlışlıkla yanındaki dilenciye fırlattığı bozuk para Teoman'ın şarkıda bahsettiği romantikliğe erişemediğinden dolayı, hayatın ruhsal aleminde bile bir hiyerarşinin olduğunu fark etmiş ve ruhlar aleminden Ruhsar'ı çağırmayı düşünmüştüm bir zamanlar, gelip Voldemort ile savaşmaya başlasın ve karanlıkları aydınlıktan çekme işinde Harry'nin asasına öbür tarafın üfürükçülerinden yeni üfürülmüş bir adet gül yaprağı fırlatsın diye. Ama olmadı, Voldemort yağmuru burnuna tıkadı ve yapılan planları ironik bir şekilde suya düşürdü deliklerinden fışkırtarak. Bu ironinin harmonisini üzerinde hisseden Hermione ise, bir trollün sümüğünde gözyaşlarını eriterek ilginç bir karışım, inanılmaz bir iksir icat etti, pembeleşene kadar pişirdi onu, imar izinlerini falan da hallettikten sonra kulağına üfledi ismini: Dünyanın Dışından İçine Teğet Çizen-gil


     Frodo, sırf bu iksirin tadına bakmak için, Orta Dünya'dan ayrılıp dinazor kılıklı bir yarasının sırtında, tek taşını meme ucuna bağlayarak, yirmi sekiz saatlik bir yolculuğu göze almıştı, Sauronsuz. Neo, iksiri omuriliğindeki deliğe dökerek kırmızı hapsız geçirdiği onüçüncü ayık yılı kutlamak için, Morpheus'tan gizli, en yakın iksir satış noktasına telefonla kablolanmıştı bile. Donnie, baltasıyla sıyırdığı solucan deliğinden tavşanı zehirlemek için bu iksire ihtiyacı olduğunu düşünerek fırlamıştı hemen. Freddy, suratındaki varislere son çare olarak onu dökmeyi düşünüyordu. Amelie, son amelinin o iksiri içmek olduğunu hissediyordu. Gandalf, Dumbledore'u sakal uzatma yarışında geçmek için bu iksirin son çare olduğunu bildiğinden beyaz atının tepesinde prens olmadan prensesini bekliyordu. Davy, piyanosunun başına geçerek bu iksir için besteler yapmaya başlamıştı, nedense fazla hassastı; sanırım regldi o aralar. Edward ise Hermione'ye makas atmak için bahanesi çıktığına seviniyordu. (Makaseller'den Edward) Joker, dudakları için yeni bir nemlendirici bulmanın mutluluğuyla iskambil kartlarından bir geçiş yapmıştı kalbine, kalbinden de paraya, oooo papatya. Mathilda da iksiri kullanarak Harry'den diriltme taşını alıp, yuvarlak gözlüklü adamı dünyaya döndürebilmeyi umuyordu. 


     Ama Clark, denklemin sabitlerine yumruğunu indirerek Ekvator'unda sektirdiği dünyayı bu düşüncelerin uyruğunda uyacakları hareketlerden men etti ve "Var mı ulan bana yan bakan?" bakışı fırlatarak herkesi karşısına alıp nükleer bir tehdit oldu, bakışlarında erittiği kırmızı lazer ile. Cino sağolsun tabi, cırtlak sesinden fışkıran sihirli sözcükleri sayesinde süperadamı etkisi altına almıştı, bizler için sorun yoktu. Ah şu çılgın, manyak, ticari kafaları her yerde parlayan, delidolu Türkler! İksirin ticaretini ülkeye bağlayarak, kalkındıracaklardı gayrimillisafihasılanın hiç de saf olmayan hasılatını. Hogwartzlı asi gençlerin kışkırtmasına gelen Güney, kıskançlığı yüzünden bu işi de batırmasaydı tabi... Yine iç savaşımızın kurbanı olduk.


     Malfoy, Tom Riddle'ın basiliskini günlük yardımıyla kontrol ederek Hogwartz'da kendi Karagöz - Hacivat oyununu sahneye taşıyordu, yeniden çevirim misali. Çıkan karışıklığı fark eden kanlar içindeki intikamcı gelin ise, Hattori Hanzo yapımı "Barzo kılıcı" ile iksirin tarifini Hermione'den almak istiyordu. Bill'i o karışımın olağanüstülüğüyle zehirlemek amacıyla Hogwartz yolunda önüne çıkan herkesi kılıçtan geçirecek yeni bir "Hiyaa!" planı için çizeceği yeni isimler yazmaya başlamıştı bile not defterine, hatta sarı takımı da hazırlamıştı, ütüsü kalmıştı tek. 


     Ama karışıklığı fark eden tek kişi gelin değildi tabi, araştırmacı gazeteci Lois de farkındaydı, hatta Uğur Dündar da -ama hijyenik bir problem olmadığından dolayı pek durmadı üzerinde-. Lois, hiç vakit kaybetmeden Shrek'teki cadıları kiraladı fırsattan istiflenerek; ama tabi aceleci davranmasından dolayı da kazıklanarak. Pek fazla uğraş vermeden kurtardılar Kent'i belki, Switch; ama Clark hafızasını yitirmişti bu sırada. Kendini E.T sanıyordu artık."İyım, diyım, iiiıııı"ca konuşmaya başlamıştı, dağ gibi adam yağ olmuştu... Jack'e gelirsek, son anda takasıyla çıktığı sahnede, Kraken'i Hogwartz'a kraker almaya yollayıp velveleye verdiği zelzele sayesinde iksirin çoğunluğunu indirmişti sırtına, kaptana selamlar.


     Hermione'nin masumane duygularla dünya ahrete hayırlı bir icat olmak üzere sümkürüklerinden doğurduğu bu karışım, birkaç ay sonra dünyayı birbirine karıştırmaya yetti anlayacağınız. Hatta sonunda, Hermione, bir deney faresi gibi Amarıka'nın laboratuarlarına tıkıldı. Çünkü, bunun da arkasında onlar vardı. Ama en kötüsü de, Ruhsar'ı çağırmaya kalkmasaydım bunların hiçbirinin olmayacağı. Kelebek etkisi bu mu acaba, Ashton?


     - Fantastik, fantazik, fa notasından girilen bir melodiye dönüşen bu yazının ana fikri, her şeyin başı artık sağlık değil; günümüzde kişisel hırslar ve paradır. Yooo, şaka yapıyorum, ana fikri çıplak bir yazı bu; ama ana fikir dediğim şey doğru maalesef, şaka kaka, kaka da Molfix'siz oldu. OF NE DİYORUM BEN YA?  -



Sanatçı ruhlu.

20 Ağustos 2013 Salı

Bahanesi Kabzasında Seken Kafiyelerin

     "Hayallerime aparkatını vurduğunda hayat, yaşım 15'e daha yürüyen merdiven bile dayamamıştı." derken üzerine Cindrella Man'deki Russel Crowe'un ruh hali çizgisini geçirmiş ve peltek kelime haznesiyle sözcükleri prenses Diana kıvamındaki konuşma çizgisinin üzerine dizmişti. Dairelerden elips yapan sözcükleri ise, çizginin üzerinde yürüyemedikleri için sarhoş damgası yemiş gibiydiler.


     "Hayallerine sol kroşe atıyormuş gibi yapıp sağdan çaksaydın ya o zaman sen de?" dediğimde suratıma öyle bir bakışı vardı ki, her şeyin içindeki mizahı keşfedişime sinir olduğunu mimiklerinin en derin çizgilerine yerleşmiş öfkesinden okuyabiliyordum, kitap gibi; ama şu yeni dönemin zıpır zırvalarından, yani çok da iyi sayılmaz.


     "Hayat da bir boks ringidir, hakem 10'a ulaşıp düdüğünü çalmadan kalkarsan kazanırsın anca. Osmanlı tokatlarında yükselme devrini kaçırmayıp kendi reformunu gerçekleştirmelisin her zaman."


     Yılların üzerine geçirmiş olduğu hüzünle karışık yağmur beni derin bir huşuya sevk ediyordu saçma bir şekilde. Onunla her konuşuşum üzerime bir olgunluk bırakıp rüzgarla beraber gökyüzünde salsa yapmaya başlıyordu sanki. Ah, zamanın kahpe çizgilerindeki kahve tonlarını zamane zamansızlığında hissediyordum belki de onun sayesinde. Dudağından çıkan her kelimeyi, üç yüz kilometre bölü saat hızla yakalamaya çalışıyordum. Çünkü, zaman öyle bir geçiyordu ki Süreyya Ayhan bedeninde Usain Bolt olsa bile olimpiyat madalyasını zamanın koşu ayakkabılarından kazanamıyordu insan.


     Kırlangıçlara meze yaptığı kır saçlarının arasında yükselen kahve küçük telleri, hala hayata tutunmaya çalışan uzuvlarını temsilen her daim amuda kalmış bir vaziyette dikiliyordu tepesinde. Ama, devreye girince hayatın devreleri, kısa devreye kurban gider insanın kahpe ömrünün son saniyeleri.
    

     Son sözleri, gözlerinden çekilen hayatın lanet yansımasına küfür mahiyetinde yükselirken gökyüzünde içime girip bir anlam denizinde boğdu ruhumun yüzme öğrenmeye çalışan o 7 yaşındaki paletlerini. Belki de bir bahane arıyordum sadece ve silahımın kabzasına yansıttığım bu anı marine ettiğim parmaklarımda buluşturup Azrail'in sopasıyla vurarak kafasına eziyordum, kim bilir? Ama hayat beni sonunda, kötülerin üzerinden kendisini almam için kiraladı. Sahibinden.com'a ilan verecekken ruhlar aleminden bir ambargo yedi ve şimdi afiyetini zafiyetiyle buluşturup izafiyet haline getirdiği bu döngüyü örgü örerek bile düzeltemiyordu, istediğini de sanmıyorum pek. 


     Kanlar içinde yükselirken bedenler, sorulmaz artık nedenler, anlamını yitirir kelimeler, sessizlik sarar vücudu ve nefesi keser havanın içinde yükselen kafiyeler.


     Ya öyle işte, sonun getirdiği başlangıçla getirdiğim sonların sonu yok gibi bu aralar. Biliyorum, ben bir eksikliği kapattım. Peki, ben kim miyim? Aaa amaaaağ, işte size söyleyemeyeceğim tek sır bu. İtiraf edin ama beni seviyorsunuz. Büyüklerimin ellerinden küçüklerimin alınlarından yaşıtlarımın yanaklarından öperim,
XOXO YOYO,
Dexter-iye



İzledikçe kendini izleten, sıkmayan-gillerden. Ayriyeten, yazıyı da ufaktan dansa kaldırıyor.