14 Şubat 2014 Cuma

Kırmızı Ojeleriyle Ambiyansı Kırmızıya Boyayan Bir Sanatçı

     Hayat, pamuk ipliği ile kendini asmaya çalışan bir karınca gibiydi. Gökyüzü, adalet yerine sadece yağmur getirirdi bizlere. Güneş, balçıkla sıvardı gözkapaklarımızı. Ve o yağan yağmur deyince kirpiklerimize, asit olup erirdi, yakardı hücrelerimizi. Ve bu gökyüzü, her gece yıldızları kapatırdı üzerimize. Üzerimizde ise, soğuktan titreyen dişlerimizin tıngırtısı. Ve içimizde, yavaşça kendi kusmuğunda boğulan kanımızın ağır çığlıkları. Bu çığlıklarda, söyleyemediğimiz bir şeyler var. Bir şeyler var bu uğultusunda eritilen mistik hallerinde hayatın. Uçan tekme atayım derken rövaşata ile hayatı ofsayta yollayan bir terzi kadar karışmış, lal olmuş hücrelerimizde kopan çığlıklar, bir melodi olup yakar kulakları apansız.


     Dengesini torktan değil güneş sisteminden kovulan Plüton'dan alan biriyim kısacası. Eskizini Tim Burton'a çizdirmeye kalkışacak kadar kararmış. Gemisi, Kraken'in ölü vücudunda sindirilen bir kaptan gibiyim. Biraz manik, biraz depresif, bir tutam da deliyim. Ruhuma sıçrayan kan pıhtılaşmadan hikayemi kağıda dökmeliyim sanırım. Çünkü zamanım, zararına açık arttırmaya sunulan bir saat gibi. Tiktakları, kösteğinden bile yavaş, derinden bir haykırışa geçip kapatıyor gözkapaklarımı.


     Hayatın dönemlerindeki gerilemenin yıkılışına kadar dayandım şimdilerde. Şiirlerim mürekkebi bitmiş kelimelerimden sıçrıyor satırlarıma. Ah edip vadettiği bütün o vahşetin sanrıları, gözbebeklerimde ninnilerle büyütülüyor. O büyüdükçe içimde, ben tükeniyorum yavaşça.


     İsmimi bahşetmeden önce, biraz sizlere bu vehamete nasıl düştüğümden bahsedeyim. Zira, mürekkebin kırmızıya dönüştüğü bu satırlar, halamın geldiğinden değil barutun deldiği yüreğimin serzenişlerinden kaynaklı. Biraz empati ile antipatik hallerinizin üzerindeki çizgiyi soyutlaştırmayı deneyelim, ne dersiniz?


     Hayatın zorluğundan yakınarak büründüğüm bu kimliğin suçunu ona yıkacak kadar âmâ değilim, çevremin ekolojik dengesindeki yıkıntıların tepesine geçmeyi ben seçtim biraz belki de. İlk göz ağrımı 21 yaşında saprofitlere armağan ettim. Ve devamında, bu titrek ellerimde bir sürü eseri yığdım humuslu toprağın killi parçacıklarına.


     Anlamışsınızdır zaten, dışa vurması pek kolay olmasa da, seri üretime geçmiş sayılmasam da, ben kırmızı ojeleriyle ambiyansı kırmızıya boyayan bir sanatçıyım; afilinden arındırırsak bir katil; afiline biraz daha banarsak yanında biraz da şair. Sizlere bir sebep - sonuç ilişkisi sunarak kendimi aklamaya çalışmayacağım. Sadece içimi dökmeye ihtiyacım var, ne kadar pis olursa olsun, bu yükten bir nebze kurtulmam gerekiyor.


- Volume atacak yazı başlangıcı yaptım sanırım; ama üşengeçlik kazanırsa bu şampiyonayı... Neyse neyse. Şalterleri atmış bir silah kabzasından fırlayan kelimelerin bigudi dansına selamlar! Ciguli ile Jigglypuff! -


Küçükken bu şarkı ile dans etmiştik... Nostaljik bir enalayzzz disssss.
Ayrıca, Skyfall, You Know My Name, Tomorrow Never Dies ve Golden Eye'a buradan selamlar. En çok Skyfall'a ama, şşşş.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Açın Toynakları

     Hepimiz google'a kendi ismimizi yazıp aratmış insanlarız, bu havayı neden kutuplardan getirip fırlatırsınız ki suratlara? Hepimiz aynı çekirdeğin lacivertleri, aynı bokların mora karışmış gri tonları değil miyiz? Değiliz tabi de, sonuçta hepimiz insanız, tek tük bir lisanı dilinde geveleyen hayalperest müsvetteler. Açın toynakları, gözlükleri çıkartmaya geliyorlar!


     Yerinde duramayıp karşı dükkanın camına uçan tekme atan kelimeler, içe katlanıp dışa yoğrulan düşünceler, durdurulmaya ve kısıtlanıp pala bıyıklara pranga ile bağlanmaya çalışılıyor. 404 Not Found'a bağlanacak düşüncesizlikler, kısa devre yapıp kıvılcımları ile sürünün tepesine şimşek çakıyor, anlamıyorlar. Neyse boşver, sen püfürle.


     Sevabına bana seradan biraz yapma iklim alır mısınız, küreselliğin ısıtıcılarına tıkacağım da, biraz da içindeki anarşist ruhun yakarışlarına tıkılacağım, sonra da yavaş yavaş bu zemini yalandan kurulu Jenga oyununu yanlış parçayı çekerek içine yıkılacağım. Eli boş gitmek olmaz, getir bakalım hemen o güneşi buraya da  yazıcıdan çıktısını alıp çerçeveleteyim ben en iyisi. Çünkü şerde kayısı, yerde nektara düşermiş. Ve yerdeki nektar, pazara kadar inermiş. -miş'li geçmiş zaman haydutları, aaa selam Mişel. -


     Günümüzde süper kahramanlık, globallikten ziyade bireyselliğe dönüşerek bütün insanlığın üzerine yayılan bir sis bulutu formunda Formula 1 oynayan bir yarış atı gibi aslında. İnsanlara "Nasılsın?" demektense, "Bugün hangi kostümü giydin?" demek daha doğru geliyor, daha pembe. Geri dönüşüm kutusuna yolladığımız kişilikleri her zaman geri yükleyemeyebiliriz. Yanlışlıkla bataryası yakılan beyinler, hücrelerini kanalizasyona bıraktığında yalanlarınız fazlasıyla nü, meyve tabağı tablosuymuşçasına.


     Zaman, nehrin içindeki ünlüsü düşen akıntıyla sürüklüyor bizleri. "Çemberimde gül oya" desek de, feleğin çemberini alıp geçiremiyoruz kafamıza kukuleta yapıp. Dart oynamayı tercih ediyoruz üzerinde, vurabiliyor muyuz dersiniz peki 12'sinden bu tahtayı? Legolas kesin vuruyordur da... Katniss ket vurmadan evirip de geçir okları bu hikayenin ortasından.


     Düdüklü tencereden fırlayıp da yayıl oksijenin içine, dağıl hücrelerin endoplazmik retikulümüne, bağır sessizce, diyet, "Bir zombi kadar açım."a tekabül edecek "Zo om be, zo om beğ, zo om be e e ö öğğ"ü. Kahrolasıca sırıtışlarını yapıştır suratlara, içinde hüzün denen meret tur atmadan. Ucundan nikotin uzatır mısın dudaklarıma, bulutların tepesinde saklambaç oynayacağız da.

Ov, selamlar Adeyyaaağl.