20 Ekim 2014 Pazartesi

Tatlıya Değil Barbekü Soslu Tavuğa Bağlanan Sonlar

     Bavulla camdan aşağı attım anlamsızlıklarımın içine gizlediğim o anlamları. O sessizliklerin içinden fırlayan derin melodileri kimseler duymasın diye kaset çaların içine tıktım, tuşlarını da bozup üzerine başka şeyler kaydettim. Hep bu kasvetli havanın kas yapma hevesi yüzünden biriktirdiğim tebessümleri arabadan dışarı attım, çöp kutusuna isabet edemedi o da kendini yere fırlattı, yuvarlanıp bir karınca deliğinden yerin altına mevzillendi, mevzilime girmeye korktuğundan küllerin arasından dudaklarıma geri geldi. Ve gitti sonra. Cüzdanımın kenarına iliştirdiğim beş lirayı alıp kaçtı, sigara da alamaz o parayla, isteseydi ben verirdim, isteseydi zaten bütün sesleri onun kalbinde melodilere evrimleştirirdim ya isteseydi belki de kaset çalarına iki melodi ben iliştirirdim; ama istemedi. Zaten iyi ki de istememiş, kim uğraşacaktı ki şimdi? Böylesi daha kolay "isteydi"lerle dolu "yaparım"lı avutucu yalanları söylemesi, sanki yapmaya çok hevesli gibi yapmayışlarımıza üzülmesi.


     Ama dünya, dengelerini dengesizliğin en dengeli noktasına çekmek istercesine deliliğime dengeledi sonunda. Ah bu dünya, döndükçe kafamdan aşağı bardağın dolu tarafını boşaltıp "Şimdi boş olan bardağa mı üzülmeli, yoksa bardağın dolu tarafıyla kutsanan saçlarımın yağlanması sonucunda onlarla dans etmeyi mi öğrenmeli?" sorusunu soruyordu. Ah seni hınzır. Ya çok kırılgan olmalıydı insanlar ya da kırdıklarını yapıştırmayı öğrenmeli. Ya gitmeliydi ya da kalmalı. Aslında çok saçma, kutuplaştırma meyillerimiz yüzünden hep artılardan eksilere kutuplaştık, eski defterleri açıp içlerini birkaç kelime karaladık ve haykırdık geçmişe özlemle. Geçen geçmişin tebessümle bıraktığı acıları gelecekten beklemeye korktuk; ardından ya cesaretle bağlanacaktık geleceğe ya da aptalca sarılacaktık geçmişin geçmiş geçirmişliklerine.


     Baktım sonunda her şey tatlıya değil barbekü soslu tavuğa bağlanmıştı. Sanırım hayatın tatlıyla pek arası yoktu ya da tatlıyı bizim yapmamızı bekliyordu. Açıkçası benim işime gelmişti, diyette olduğum için tatlıyı geri çevirecektim nasılsa. Ama yine de bir burukluk vardı bu sofrada, sanki bir eksiklik... Pasaparola Beyza! Tamam söylüyorum, samimiyet mi? Evet evet, canlı değildi insanların bakışları. Hayat eksiltememişti belki yüzlere konan tebessümleri; ama o tebessümler de pek içten gelmiyordu, gözlerle senkronize değillerdi, sözlerle zaten alakaları da yoktu. Bu manzaranın içine kendini heyt diye atası vardı içtenliklerin, "Biri bana yan gözle baksın artık!" diye haykırası. İçinde aslında ne iyi çocuk bu içtenlik. Değerini bilemediler matmağzel.


     Ama uçan tekmeyle ayrıldı bir anda bakışları insanların. Oksijenden bir darbe indi gözlere, ışık kırılıp deşti gözkapaklarını. Bir saniyede saliseleri küsüp kaçırmıştı sessizlik, insanların düşüncelerinden akan bu karanlık radyasonda, kararmıştı perdeleri mekanın. Kelimeler tersten saldırmıştı dudaklara, insanlar ne diyeceklerini bilememişlerdi ardından; çünkü gerçekten düşündüklerini söylemekten kaçındıkları için bu şaşkınlığa bir kılıf uydurmaları zor gelmişti o zaman, zaman da bırakmıştı zaten bu anlamsızlığa şahit olmayı, bir saniyelik, dünya; oksijenlerin içine pembe sıvısını boşaltmıştı. Kurşunlar havada asılıkalmış, dudaklar son bir defa gülerek hüznü geriye atmış, vicdanlar ruhlara bir sarılıp kaçmış, Gollum yüzüğü bir kenara fırlatmış, hayat kafasına dertleri değil takıları takmış ve insanlar bir saniyeliğine gerçekten birbirlerinin gözlerinin içine bakmış, kelimelerse o ana aldanıp tekrardan barışmış dudaklarla, o dudaklar o an geçince yine yalana sarmış, zaten öyle bir an da yokmuş, zaman son ses müziği açmış, devam etmiş yoluna, dudaklarını yalarken rüzgarlar, aklında eserken o eski zamanlar.

     Zaman, zararını bize zarar vererek karşılaşamaya çalışıyor gibiydi. Zararının sebebi ise, "vakit nakittir"i alaşağı ederek para kaldıranların vakitsiz nakitliği. Suçlu değilken cezasını çeken bizlerdik, bizler, loş ışıkların altında kendi gökkuşaklarını doğuran o sevimli insanlar...



Ah ah, bulunduğu albüm tam bir "plağı olsa da alsam"-gillerden.