31 Aralık 2014 Çarşamba

Hayatın Momentumunda Sallanan Çılgın Yükler

     Hayatın momentumunda etrafta sallanan yüklerin çılgınlığından kaçarak kendimi dehlizlerin derinliklerine fırlatıp oradan da geçmiş ile geleceğin sadece bir algıdan ibaret olduğu diyarlara, algı kapılarının ardına, vurulacak kapının olmadığı köylerime, şehirlerimden kentlerime göç edip göçlerimi kavimler yoluyla geçmişten günümüze aktaracağım. Tarihsel bir karmaşaya dahil olup olguları olgunlaşmadan kendi ellerimde parçaladığım gibi kalenderi meşrebe batırıp orada bir tuvalin üzerinde Picasso'dan bir fırça darbesine geri-evrimleşeceğim. Aruz ölçüsünü hece ölçüsü içerisinde eritip bir duble de serbest şiir'den bir şeyleri içine kattığım gibi arka fonuna kendine münhasır birkaç piyano ezgisi döşeyeceğim, bilemiyorum bu insanlık nankör aslında belki sonucunda kendimi sahnesi kesilmiş bir oyuncu mahmurluğunun içinde bulacağım, sanatı ne için bile yaptığını bilmeyen bir sanatçı olarak dünya ile son bir düello yapacağız, evet, elimde silah, zamanda bir geri sayış, gözlerimde hafif bir tehdit, gökyüzünde yıldızlar ile ay arasında bir saldırış, gülümseyişte bir parça telkin, terk edilmiş diyarlardaki soğuk rüzgarların estiği aramızdaki bu Rus ruleti ortamını gevşetecek bir melodi de dudaklarımda belki tiktik.


     Ciddiyeti ciddiyetsizlikten çıkarıp ciddi bir tonda klavyede ciddiyetsizce sektirmek gerekiyor, bazen öyle bir ton tutturmak lazım geliyor ki bütün etkenlerden uzaklaştığında kendi başına saf bir güzellik elde edebilecek olsun kelimeler. Nihayetinde nihai bir sonuca nail olduğunda düşünceler, anlaşılabilecek bir hale erişsin dimağların damaklarında tıkanan o tatlı dilli sözcükler. İnsanlar insansızlığı bıraktığında insaflı bir şekilde onlara yol gösterebilecek olsun, sonra kargalara selam versin, insanların burnu hep güzel koksun, dolunay'da yüreğine doldursun doldurulacakları; ama sabah olduğunda gözlerinde sadece yeni günün getirdiği o vahşet-i tebessüm bulunsun.


     Aslında asılsızca astarından ayrılmış anlamsız ayrılıklar yaşadı bu insanoğlu asırlarca, zihniyeti dediğimiz bu toplu katliamı zifirle kaplanmıştı; iki nikotin olsaydı belki bir anlam ifade ederdi; ama bulunduğu konumda sadece karanlıktı gözleri, mavi gözleri bile belirsizdi, deniz olup yüzülecekken içerisinde bu karanlıkta sessizce beklemekle yetinmişti.


     ŞAHMAT. Mars oldu hayat, Venüs ile arası bozuldu, Plüton uzaklardan bir kahkaha koparırken araya Merkür girdi, nihayetine bir bilimkurgu filmi oluşturdu zihinler, girintisi çıkıntısından az olduğu için boş kelimelerle süslenen dudaklardan çıkan her şey gözler boş olduğu için bir anlam ifade etti, tatatataramalı tüfekle taranacak düşünceler "Oha"lanarak alkışlandı. 


     Yamalı birkaç yürek yaralı birkaç dilek yakalı birkaç adam aracılığıyla yok edildi dünyadan. Bir zonklama sesi duyuldu kafasının içinde, belki vicdandı; ama hayır, sabah çalan alarmdan kaynaklı bir yanılsama. Hayat dediğimiz de zahiri olgulardan oluşmuş bir kanıksama, belki de Burhan aslında yoğ olmakla bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu, belki'lerle süslenen zihinlerdeki belkiler aslında belkilikten kurtulmaya çalışan zavallı kırık düşüncelerdir, belki de. Nefes olup esefle terk edecekken sahneyi ayağı kırıldığı için zihnin gerisinde kendine bir yer edinen bir düşünce olmaya mahkum edilmiştir, çoğu insan gibi, insanlar da çabuk sıkılabiliyor, ben çok çabuk sıkılabiliyorum, sıkın tabancanın kurşunlarını benim sıkıldığım gibi limonların içinden hayatın salatasına. Ya ama diyetteysen de fazla gelebilir benden söylemesi.


Blondie ile melodiler bulandi.
- hafif bir şive yardımı ile kafiye için kafiyeleme -