1 Mart 2015 Pazar

Zamanın Zaruri Zafiyetinin Zalim İzdüşümü

     Yorgunlukla yoğurulan yoğun hissiyat-ı devinimlerinde insanın, bir dublesinden tutulup getirilmiş tomarlarca sayfayı dolduracak kelimeleri birikir de dudakları kıpırdamaya mecal bulamadığı için mealleri içine kilitlenir. Ve edasında bakışlarından dışarı fırlayan bir karaltı bulanıp gecenin sessizliğinden süzülerek zihninin yüzeyine bir parazit olarak yerleşir, mülteci serzenişlerinde dizelerine düzensiz bir kalp atışı hakim olur; nikotine bandığı kirpiklerinde ıslak bir bekleyiş, solgun birkaç kelimenin üzerinden sekerek sayfayı terk eder dimağından geçenler, damağında acı bir tat ile dalar zamana; zamanın zaruri zafiyetinin zalim izdüşümüne bırakır ruhunu, düşer izine düşlerinin.


     İzdihamında insanlığın ortaya saçılan vahşette vicdani bir katliam ve devamında takip niteliğinde hadımı var duyguların, tarumar edilmiş hayatların telafisi mahiyetine gelecek bir ışık yok bu karanlıkta; öyle bir karanlık ki bütün mumlar ateşe değdiği zaman gölgede tıkanıyor anca. Yatsıya kadar yanacağı zannedilen mum, yatsının ardına da ulaşıyor ve sonunda, yalancı, bu karanlıkta önünü görebilen tek kişi oluyor; dünya dönüyor ve çivisini saplıyor insanlığın derin yumrularına.
     Mum yatsıyla yatıyor, karanlıklar doğuyor, ışıklar kesiliyor ve mum yok oluyor yavaşça.


     Ekseriya hayatın ekseninde varlığını sürdüren bu demagojik saplantıların kaygılarla tokuştuğu zihin parametrelerinden fırlayan seviyesiz canavarların dengesiz salınımıyla sallanan ekolojik ruh dengesinin parçalanması sonucu ortaya çıkan yıkım'ın hızını metabolik olayların yağlar üzerindeki etkisiyle değiştirebilseydik hayat daha güzel bir hale gelebilirdi. Zihinler; insanlar; hayatlar ya da yürekler olacağına eriyenler, göbekler, yağlar olsaydı keşke.


     Dünya, dönme kinetik enerjisini aldığı bu kasvetli saçmalığı bardağın dolu tarafında boğup bardakla beraber Jüpiter'e hediye etseydi başta aslında böyle olmazdı. Düşünceler önce bilincin dezenfekte merkezlerinde eriyip damarlara çekilen antioksidanların içinde köpük banyosu yaptıktan sonra hücrelerde arıtılmalarının ardından kas dokusundan vizelerini alıp öyle eyleme geçselerdi ya da en azından insan kanı sadece beyninde toplayabilseydi, belki de her şey daha bir, nitelendirme sıfatlarının nitelendirebileceği bir hal alabilirdi. 


     Popüler bir farkındalık olmayı bırakıp da toplumsal bir facia olduğu anlaşılabilse bazı şeylerin, başı ya da sonu yoktur, ortası aritmetik değil sonsuzdur, paradoksların içine parçalanır insan, mülteci duygularında aydınlığa susamış parçalarını zifte batırıp dumanlarından kendine bir bulut oluşturur, asit yağar üzerimize, takriben birkaç günü geçmez; ama tahribi bazı ruhlarda ebediyete filizlenir.


"Etrafında dönmekten kendi de şaşıran dünya" diyerek yazıya giriş yapan nostaljik Nil'e selam.