6 Aralık 2015 Pazar

Algıların Uçurumlarından Yağan Meteorlar

Damarlarımdan çekilen sessizliğin kırıntısıyla dans eden melodinin ruhuma işlemesine engel olmayışımın ikinci çeyrek dakikasında,
nefesime yerleşmiş belirsizliğin çıkarttığı tane rüzgarların nefsime çarpıp genzimde bir yutkunmaya dönüşmesinden kurtulmaya çalıştığım sırada,
dudaklarıma sarılan dumanın kan dolu parmaklarıma dolmasının rahatsız ediciliğinde huzura yaslanışımın garip farkındalığının kenarında,
bir uğultunun tırmaladığı dişlerimin gıcırdıtısında suratımda bir gülümseme ile gözlerimi gerçekliğe kapatıyorum;
iki saniye, otuz beş salise ve birkaç hayat kadarcık.

Açıldığında gözlerimin içine dolan karanlığın içimi ısıtan çığlıkları ve önümde yatan bu cansız bedenin verdiği güç duygusunun sarhoş edici tesirinin alaşımıyla,
kendimi geri dönüştürülmüş bir kağıt kadar pak ve nefes alırken trombositlerine hayat pompalayan bir hücre gibi hissediyorum,
velhasıl,
hayatın hayatlar üzerine hayasızca oynadığı oyunları hayretle izleyişimi sonlandırdığım bu gecede hayvanca iç güdünün beni ele geçirmesine izin vermiş bulunuyorum;
dengemi değirmenlerin tepesinden öğütücüye boşaltıyor ve ruhumu özgür bıraktığım bu gecenin karanlığında sallarken kulaklarıma iki melodi hapsedip üzerinde tepiniyorum acımasızca.

Bir yorgunluk teğet geçip dik açıyla tümleyenini yansıtıyor vücuduma,
meteorlar yağıyor algılarımın uçurumundan ve aşağı bırakıyor sebepsizce anlamlarımı,
bir kahkaha yankılanıyor bu sırada atmosferin siyahında,
gözlerimin karasından nehirler akıyor;
bu nehirler ki kana bulanmış avuçlarımın arasından sızıp karışıyor toprağına hayal dolu aptalların ve haya dolu ahmakların hain yansımalarından beliren bu atmosferde boğuluyor diyaframına dolan yapmacıklığın nefesini kilitlemesi sonucunda.

Parmaklarıma enerji pompalayıp sıyırıyorum kendimi bu ıslak yalnızlığından aptalın,
ne güzel olurdu oysa bir anda zaman dursa ve saprofitler kana kana içine çekene kadar tekrardan ileriye sarılmasa;
ama şans kavramının sonsuzluktan gün alıp zamana göre türevlendiği bir dünyada bizim eğrilerimiz hep yamulduğundan düzlüğe çıkamıyorduk zaten içinden,
bu bir batış değildi anlayacağınız sadece bir çırpınıştı zaten batılmış olan bokların içinden.

Aptal bir tebessümün suratımda gezindiğini hissediyorum uzaklaşırken,
yüreğimde mühürlenmiş bir şeyler var ve yanık kokan insanlığın benmarisinde akıyor dudaklarıma sanki,
kelimeler gönüllü olarak giyotine boyun eğmiş anlamlarından asılıyor;
çünkü gönlünce dolaşamıyor ortalıkta, yalanların içine gömülü bir dönencede dönmekte zamanın her tik atışında;
başları dönüyor haliyle,
öfkeleniyor acizliğimize,
kafasına sıkıyor nihayetinde ve yerini başka bir kelimeye bırakıp "antika"laşarak emekliye ayrılıyor dünyanın adiliğinden.

Gözlerim dönüyor, oksijenlere tutunmaya çalışan zihnim kararıyor gibi,
bir deprem oluyor içimde ve ayaklarım dayanamayıp yıkılıyor,
kırmızıya boyuyorum çimenlerin dudaklarını ve rimellerine karışıyorum oksijenlerin,
karnımda yükseliyor final müziğinin can alıcı melodisi,
ya zamanı iki saniyeliğine içime gömebilir misiniz,
yutkunamıyorum lan,
böyle son olur mu hiç,
bari iki komaya girip yıllar sonra gözlerimi açıp intikamını alması için aptalın kardeşinin geri dönmesini bekleyeyim.


---
Zamanı üç yıl ileri sardım,
uyandığımda ama dünya bir metamorfoz geçirmişti,
kimse yoktu hatta Will Smith ile köpeği bile,
geçen üç yıl değil üç yüz yılmış meğer,
ben de küresel ısınma dolayısıyla buzulların erimesiyle su dolu bir kütlenin altında donarak bedenimi ve zihnimi himaye etmişim,
derken bir saniye,
yanımdaki başka bir su kütlesinden de kanlar içinde bıraktığım aptal belirdi,
efektlerden üzerime boşandı şaşkınlığım,
o an anladık ki aslında her şey bizi geleceğe ışınlamak için bir oyunmuş,
ikimiz de kurbanmışız,
ne ben katil ne o maktul;
ikimiz de denekmişiz,
zaman bir unsa biz burada adeta elekmişiz,
hayat bir kurşunsa biz de candan yelekmişiz,
iki saniye soluklanmam gerekiyor,
bu kamyon arkasılığından dünya arınmışken tekrardan onu bu bela ile tanıştırmamalıyım...

- üçüncü saniyenin ikinci bileşeninden döndüm ve belirtmem gerek ben güvenmiyorum yine de bu aptala;
çünkü intikam duyguların konservesidir gerektiğinde ortaya çıkar ve nihayetinde tüketilecektir,
amacımızı bilmiyoruz şu anda,
birilerini de bulduk sonunda; ama seçilmiş kişiler olmadığımız için ilgi çabuk kayboldu,
düşmanlarımızı yahut dostlarımızı bilmiyorum,
"biz" miyiz onu da bilmiyorum,
aaaa adımı da hatırlamıyorum,
en son bir kırmızı hap yutmuştum galiba,
cebimde de yuvarlak gözlüklerim var onları takınca sanırım anlayacağım;
ama anlayınca acaba yeterli bulacak mıyım?

Hayır tabi ki,
belki de sadece dünyayı kendi etrafında dönmesi için serbest bırakabilirim sonucunda.

Hayallerimin orucunda bir mali müşavir vardı zamanında,
tırnaklarında zamanı kazımıştı ve bırakmıştı beni oracıkta;
sanrılarıma sarılmıştım ardından yok oluşunu izlerken,
kura ile çekilmiş anlamsızlığına yuvarlanırken hayatımın karşısında parçalandığı bu aptallığı kabullenmiştim bir bakıma;
sonra çektim silahı alnına dayadım bu anlamsızlığın,
su içirdim hayallerime ve bozuldu arsızlığı karamsarlığın,
beklentileri beklettiğim bu dolabın soğuğunu içime hapsetmişken bir baktım ki,
aslında hapsolan benmişim bu saçma hikayenin birbirinden bağımsız ağlarına,
anlamlarına
ve öylesine yazılmış tonlarca satırlarına.

Durun durun, 
şurada bir pokemon var,
Pikachu galiba,
oha kaçıyorum dostlar,
elimde bir poki topu,
kulağımda Teletabiler'in selamıyla.

Ses tellerinden sarkıtılmış sokağın kaldırımlarına dökülen yaprakların üzerinden geçerken çıkarttıkları sesin notalarını çıkartıp üzerine şarkı yazdığında, karanlıkta kalan taraflarına değdirdiğinde sesini ortaya böyle bir melodi çıkartmış Dillon.