2 Şubat 2019 Cumartesi

Beyinle Kalp Arasına Çekilen Dikenli Tel

     Sözcükler aleminden tutup başucu kitabı niyetine dudaklarıma pelesenk eylediğim bir eylemin gerçekleşmesini bekleyen gözlerime sürme olan umudun üzerinde ılındığı tezgahtaki lekeleri paklayamayan; adına bezginlik dediğim; bezin içinde biriken isli hislere dokunduğunda aside dönen suyun kaldırma kuvvetine öfkeli yağ gibiyim, inceldiği yerden kopmama birkaç kilo kaldı sanırım. Daralan ruhu basenlere iletmeli ve iletken bir tel çekip tüm kalorileri eritmeliyim gibisinden sakinleştirici absürt düşüncelere dalmışken birden elekte kalmış un parçaları gözüme ilişti, durduramadım; o tanıdık gülümseme araladı dudaklarımı sinsice. "O bile atabiliyorsa fazlalıkları bünyesinden..." dedi gaipten bir ses; adına guruldama da diyebiliriz; "...sen niye yapmayasın?" İki mili amperlik bir devrenin son gücüyle kısılarak yaktığı bir ampul çaktı kafamın içinde, klişeyi yerine getirmek adına el çeneye dokundu hemen, bir kaş havada kısılan gözlerin önüne bir senaryo düştü, o sırada yüzde bir anda beliren sivilce varlığıyla sinir bozup kafayı dağıtmaya çalıştı çaktırmadan; ama beyhude bir budalalıktı hemen patlatıldı kerata. 


     Koltuğa geçtim, beyinle kalbin arasına çekilen dikenli tellere yığdım içimdekileri ve bekledim, yüzünün bir tarafı kanlı kazanan çıkınca ortaya yanaklarını temizleyip kucakladım kaderi. Yapılacak belliydi. Ayaklanıp çantaya doldurdum emaneti hıyanete dönüştürenleri sarsacak birkaç emaneti: bir silah, dolu bir şarjör, yedek mermi, bir biber gazı, ne olur ne olmaz diye bir bıçak, bir sargı bezi, bir Baticon, biraz pamuk. Daha fazla doldurursam alışveriş listesine dönecek diye durdum sonra. He bir de yolda acıkma ihtimaline karşın özenle hazırlanmış; pesto soslu mozerellalı tavuklu bir sandviç.


     Yalan olmasın, kalp atışlarımı dişleyip kusmuk olarak dışarı çıkmalarını engelledikten sonra anca dışarı atabildim kendimi. Aslında alışkın olmadığım bir durum değil; ama maktullerimle genellikle nefeslerini verirken tanışma gibi bir huyum vardır, ilk defa olay örgüsü fotoromandan fırlama bir seriyle kafamın içinde belirgin bir yüze çarpıyor şimdi. Şirketten para kaçırıyormuş gibi bir his var içimde, günümüz mekanik kapitalist dünyasında cinayet unsuru bile ürünleşmiş sanki. Her neyse efenim, arz ettiğime talep olmak benim de hakkım. Hele bu sefer; hak, parmaklarımda vuku bulmak için kulaklarımı patlatır bir güçle ruhumu tırmalarken; bu güdüye karşı koyabilme imkanım ellerimden düşüp yerde bin parçaya bölünmeye tam bir parça kalmışken tozlu bir parçanın apansız belirip devrilmesiyle son anda sayıyı tutturabilmişken.


     Rüzgar yüzüme değince kendime geldim, hem neydi o ilk sigarasını içerken etrafta tanıdık var mı diye tedirgin olan ergen tavırları, hiç! Arabaya binip öfkemi navige ettim, - bayağı ingilizceleşmelerden oldu bu, hay klavyeye nereden düştüyse, neyse bunu kasıtlı bir mesaj veriyormuş gibi yapayım: Navige? Plaza dilinde: Ayn, zıvay, dıray... Yemedi, dimi? - dikkatimi kafamda kurguladığım olayın içine vakumlarcasına çekmeye çalıştım. İş başa ya da şarkıdaki "he shot me down bang bang"in taraflarını döndürüp yere düşmüştü.


     Olmazsa olmaz eldivenlerimi takıp arabayı köşeye park ettim, eldivenleri takarken; sanırım öfke gözümü kör kulaklarımı aşçı etti; harlı tavaya yerleştirilen et gibi iştah kabartan bir cızzs sesi geldi. Bu da sandviçimi hatırlattı bana. Yakıtımı tüketip arabadan indim.


     Evin bahçesini görebileceğim bir yere çıkarken omzumda bir hobbit belirdi, "Hani," dedim "normalde melek gelmiyor muydu buraya? Alağşkına Yüzüklerin Efendisi'nin gizli kalmış sahnelerinden birini mi çekiyoruz canım?"
     Terbiyemin söylemeye müsaade etmediği bir el hareketi yaparken "Haha çok komik. Onun işi başından aşkın, benden rica etti." dedi ve "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" diye fırçalamaya başladı beni. Ben de belki tutar diye parmağımdaki bir milyoncudan aldığım yüzüğü göstere göstere çıkartıp ilerideki apartman boşluğuna attım; gözleri parladı ve pat! Yok oldu şapşal. 


     Silahı çıkartıp hobbitin ısıttığı omzuma yerleştirdim. Nişan deliğinden görüyorum şimdi onları, artılar ve eksiler kafamda bir bloknotun içine kendiliğinden yazılmaya başladı: Taraf tarafa toplayıp birbirini sıfırlayan parametrelerin nihayetinde... acaba doğru kararı mı verdim?

- Üşenmezsem "to be continued"a bağlanmış bir yazı başlangıcı olmuş olabilir, "devam edecek"ten havalıymışçasına araya karışan ingiliççeye lanet edişlerde...

İsim kuzeni için: Kan Beyinle Hararetli Bir Münasebette


Sevimli bir melodi. 
Ayrıca, bulunduğu albüm baştan aşağı dinlenilmeye başlanınca uyuma garantili.

5 yorum:

  1. Hobbitler iyi hırsızlardır. Dost gibi gelir, yüzüğü alır gider. Cüceler belirse bir şey diyemezdim. Kalp insanın ölümüdür, beyin insanın yaşamı. Denge kurulduğunda 100 sene denge bozulduğunda 50 sene ömür.

    YanıtlaSil
  2. Sam farklıydı ama hep Gollum'un halt yemesi...
    Vaay, bütün sağlık müessesine çizgiyi çeken tespit.

    YanıtlaSil
  3. Gayet güzel olmuş bence. Elinize emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Konuyla ilgili değil sadece duyuru yapmak istedim...Değerli Blog arkadaşım, İnsana Davet sitesinin mobil uygulamasını bu hafta çıkarttık. Sizi de uygulamayı kullanmaya davet ediyorum, uygulmanın linkini sitemde bulabilirsiniz. Blogger da paylaşımlarınız daim olur inşaallah... Destekleriniz için şimdiden teşekkür ederim, sağlıcakla kalın...Selam ve Dua ile...

    YanıtlaSil
  5. Paylaşımlarınızı severek takip etmeye çalışıyorum daha nice paylaşımlarınız olur inşaallah...Sıkılmadan dirayetle :)...Selam ve Dua ile...

    Selam ziyareti :)

    YanıtlaSil