Bu bir yangın değildi ki yardım çağırayım.
Yalnızca ateşin başında kendi küllerinin üzerinde yalpalıyordu zihnim. Sanki yaktığım her fotoğraf canlanıyor ve ateşin üzerinde anılardan bozma kısa metrajlı boktan bir filmin sahnelerini yansıtıyordu milim milim. Ah, dilimin kusuruna bakma sayın okur, dinleyici ya da bu pespaye ateşin başında benimle beraber karanlığa üşüşen izleyicim. Genellikle kelimelerimi tentürdiyoda banıp öyle buluştururum hava sirkülasyonundaki yitik mücadeleme. Şu an kendimi beni silkip atan bu hayatın karşısında Mübarek’in çarklarında çırpınırken tik takları tekleyen bir Hayri İrdal gibi hissettiğim için dilim ayarlarını bozdu, kısa devreler nihayetinde elektrik kaçaklarıyla bezendi düşlerim ve ben de bu parçalanmış görüntülerin ortasında bir türlü tamamlanamayan puzzle misali eksik parçamı bulmak istediğimden daha fazla gömüldüm karanlığa. Parçanın eksik olduğunu bile bilmediğim o geçmişin bulanık görüntüsü karşısında anılardan bir fotoroman çıkardım ve hepsini kendi ellerimle asidin içine attım. İçinden bir Harley Quinn çıkmadı tabii, sadece ben kaldım. Silinen suretler yeni silüetleri bastı içime; o görüntülere sinmiş zahiri mutlulukları kimyasal bir tepkimeyle hazmettim. Yandı midem, acıdı dudaklarım, kulaklarımda çınlamalardan bir senfoni orkestrası. Dönerken başım bir hışımla sarmal bir çıkışa teğet geçti zaman, talaşlı imalat yapar gibi yonttu ruhumu, isyankar tarafım durdurdu bütün yıkımı ama, yine de bir şeyler kırıldı; tuzu buza gömüp uzun uzun kana çekti zihin, sonra yalpaladım ben de, her şeyi yalanladım ama aslında yarınları poşete tıkıp bir taşa bağlayarak nehrin dibine bıraktım umursamadan; yarınları düşünerek bugünü katledemezdim, takatleri tartaklasa da zaman nihayetinde bir rivayete göre düz değildi; benim için biraz üçgensel, çokça silindirik ve ucundan azzzzıcık ütopik, canım. Ama...
...tedavülden kaldırdığımı sandığım tekerrürlerle bir tekerlemenin içindeyim,
yine,
hiç teklemeden akıyoruz tek bir nefes dilimde,
telveler taşıyor,
talaşlar saplanıyor bu sırada tenime
ve midem;
sanki dalga vuran bir teknedeyim;
bulanıyor deli gibi,
tekrar nasıl geldim buraya,
şaka gibi,
anlamıyorum niye?
Tereddütte tefekkürüm,
dudağımda etmediğim binlerce küfür,
tahammül edemiyorum buna
ve tekrar
batıyorum dibe,
fck.
Bundan dolayı…
...dolaylı tümleçleri yüklediğim yüklemlerime doldurduğum ünlemleri zarflara tıkıyor ve niteliksiz sıfatlara bağlanan üç edatlık canı kalan bağlaçlarla bütün bağını koparıyorum derken - ya hayır ya - saate bakıp yine geç kaldığımı fark ettiğim buluşmanın yirminci dakikasında zamanı darlamaya başlıyorum:
AKMA artıkkk.
Zaten her yere bulaşıp bir sürü bulaşık çıkarttı; bin taşım kaynadı ve buharlarından sızan gecikmişlikler bütün bütün üstüme taştı. OFFFF, ben de etrafı toplayayım derken biraz daha battım, üstüm başım zaman kokarken parfümler sudan farksız oluyor; belirsizlik üst notalarından fırlayan saniyelerin saliselerle buluştuğu o noktaya bulandı canım, bir bulantı yalayıp yuttu ruhumu sonra, bunaldı bütün hücrelerim, bu anı yakasından tutmak isterken bir buhran yükseldi içimden, ruh emici çığlığı koptu derinlerden, duayen bir his doldu yerine ve duvarlar sarsıldı birden, dur tabelasını görmeyen bir öküzün son hızla asfaltı parçalaması yüzünden zaman ağır hasar aldı, hasıraltı da edilemedi maalesef; çünkü her şey okunuyordu “hüznün üçgensel bölgesi” mimik katili hassas yüzünden.
Vanilya, kakao ve bergamot esanslarının karıştığı orta notada biraz ferahladım sanırken alt notada karşıladı beni kırılmış hayallerin etrafa yaydığı kekremsi tını. Çektim onu da içime, UFFF, kahve bağımlısı bir kardanmadam gibi; yalnız kafası da dehşet-ül vahşettt.
Yine de teslim olamazdım hüzünle valse kalkan hislerin tekinsiz sokaklarında sigara isteyen bir dilenciye de direneceğim diye de delirmenin eşiğinde dengelenmeye gerek var mı, artık bilemiyorum bile. Kelimeler sızarken dile bileniyor içimde bir şeyler de bulamıyorum artık yönü; hicrediyor sözcüklerin hicve sarılan nüktedan heceleri dudağa inmeden ve göremiyorum önümü cümlelerin kapladığı sisten ve isten; dinlemeden beni sızıyor zaman içimden, içli bir gülüşü yudumluyor üzüme batırılmış cümleler, düğümler boğaza demir atarken terk ediyor böğrüm tüm seslerini, kurduğum bu boktan sistem bir silsileyle dağılıyor, domino etkisi sanki; neyse ki karmaşayı severim; silinse de bütün izler içimden delik deşik olsa da dizelerim, dizleri parçalansa da hayallerimin yine de bir dirençle tutunur hayata hislerim
YA histerim istemi istiflerken iz geri gelip izbeye biçimlenir
YA DA ufuktan izlerim içimde çimlenen filizlerin biçim verdiği ihtimaller dizisini.
AMA nihayetinde zaman içince ilmek atıyor içime ondan ilerleyemiyorum ki
ZATEN ilerisi neresi, artık umursamıyorum bile,
umulası şeyler kalmadığından belki de.
Belki’lerle
belki ben
bengi dönüşte
beni bulacakken
benliğimde bir başka ben
benden bihaber
beni ararken
beni bulmuş
ama
bu ben de ben değil,
benmari usulü eriyen
bitter ve biçimsiz
bir başka ben.
- WTF, Other Mommy? -
Bu yapbozda üç kişiydik galiba,
bu yüzden biraz kalabalıktı
belki de.
- Sorry Diana, biraz çaldım. -
Ah bu belkiler, canım, belki'den çıkıp girer bendime ve derdime çare tabii ki de baytar değil, sadece bendim hep. - ama, hangi ben? -
İsim kuzeni için: Tütsülenmiş Zaman
- Bilmem sana küçükken ne dediler, nereden gelip nereye gitti o kelimelerin vadettiği güllerin kuruduğu kitap sayfalarındaki cümleler? Doğruları eğerken sanki eğrileri de büküp iki büklüm kalan hislerini kenara ittiler, ondan böyle "onlar" diye kalıplayıp bilmediğin "onlar"dan bahsederken aslında "onlar" olmadı elindekine hükmeden. Çünkü canım, elinde zaten bir şey yoktu; poker suratın olmadığı için çok önceden anlaşıldı. Üzgünüm, sanırım biraz daha Poker Face dinlemen gerekecek... -espri gibi olmayan espri gibi- Lady Gaga da 40 olduğuna göre… zaman cidden zalımca zamlanmış mı dostlar ya, offff. -
Nostalji aksın kulaklara.