Dudaklardan dışarıya çıkan kelimeleri ışınlarıyla eritmeye çalışan güneş, aynı ışınlarla beyinlere de saldırmaya başladığında Jedi dünyaya bir kılıç olarak düşermiş. Mucizelerden bir mucit ortaya çıkartırmış sonra bu mucip ortamlarından meczup insanların. OF, kafiye canavarı hegemonyasında sürünegelirken kelimelerim, eklemlerimde bir ağrı, taramalı tüfeğe batırılmış harflerin mermilerinde yoğrulan sayfanın neştere batırılıp bir kalp cerrahının kalbine inme indirmeye çalışması arasında ikilemle kalan dilemmmmmmaalarım. Anlatmaya çalışsam da anlatamayacağım kafamın içinde dönen o düşünce saaaarfiyatlarım. Tarzan gibi haykıran uzatılmış "aaaaa"larım, amaninibo'dan koşarak do'ya doğru zıplayarak tavşan olup dağların tepesinde aaaağlarım, bir örümcekmişçesine, çiseliyen yağmurun eşliğinde.
Dışardan biz insanları izlemesi eğlenceli olsa gerek, sürünün içine dahil oluşlarımızın tersine hepimiz farklı kafaların ürünü, farklı spermlerin yumurtalarıyız aslında. Farkı fark edilmemiş matematik problemleri, toplamında çarpık denkleşen zihinsel halleri, mizansen şevkleri, kağıttan gemi yapılmış sözcükleri ve niceleri, birazcık da Shape'i alınan kalpleri, rimeli çekilen gözleri, sözleri, böğürleri, düğümleri, börülceleri, leylimleylilileri.
Üleştirme sıfatlarının peşinde ürkekleştirdiğimiz çocuk halimize nispeten üzerimize serpiştirilen yağmurun altında dans etme hissiyatı... Kazanma hırsının galeyanında gardiyana kaptırdığımız masumiyeti bulduğumuz yağmur damlaları... Her ne kadar saçları mahvetse de Mikail'in tatlı armağanlarındandır bizlere. Kahve kokusuna bandırılmış dumanlarıyla sarsılan ateşleri dudakların, salınarak taklalar atıp uzaklaşır bu pespaye insanların bulunduğu pestile dönen pis ruh hali animasyonlarından. "PAPYONUNU ALIP PİPOMA BATIRIP TÜTÜN YAĞMURUNDA PATLATIRIM KAFANI." demek istiyorum bazen; ama kime, niye, ne amaçla, bilmiyorum. Bazen öyle garip oluyor ki hayat dediğimiz bu meşgale, meşaleyi elimize tutuşturup koşmamız için tutuşturuyor eteklerimizi. Olimpik ateşimizi yüreklerimize kibritle çakıyor. Hibrit oluşturuyor içimizde. Enerji patlaması patlatıyor kafaları. OĞMAĞKAFA.
Bir şiir olmak için şaire gerek duymaz kelimeler. Onlar dans eder rüzgar eşliğinde, ruhun derinliklerini kendilerine yuva addeder ve kıvrılır oraya, usulca iner sahneden. Gülümser simalar duyunca seslerini bu karmaşada, buruk ve içten. Maşa olur kıvrılan umutlarımıza, gelir yapışır dudaklarımıza biz fark etmeden. Sonra koşar bu boşluğunda hayatın, hayalarına tekme yiyen bir at gibi tepinir ortalıkta, ardından selam verir ve iner bu sahneden.
- 2.5 yıl olmuş blog! "aaaaa" ları uzata uzata VAY ANASINAAAĞ denilesi. -
Filinta gibi ses.
"Bir şiir olmak için şaire gerek duymaz kelimeler" ; tam isabet.
YanıtlaSilTıp !
12'nin de ağırlık merkezinden vurmuşum!
YanıtlaSilTaramalı tüfeğe batırılmış kelimeler olsa olsa senin kelimelerin olur :)) Zaman çok çabuk geçiyor di mi ? Yakında blogggg 10 yıl olmuş dersek şaşırmam :))
YanıtlaSil2,5 VAY ANASINAAAĞ o zaamaan :D
YanıtlaSilAhu Türkyaşar: ahahaha, tarasın satırları keretalar, işleri ne?
YanıtlaSilZaman, değişik bir mahlükat. Geçiyor, geçiriyor, geçiyor, bir "Affedersin." bile deme zahmetinde bulunmadan... Ama 10 yıl çok geldi yine de ya. ahaha.
Pembe Kereste: Mutluluğuma bir parça ortak oluşuna teşekkürler, VAY ANASINAĞ'lar etraf uçuşuyor. ahaha.
formdasın yineeee.
YanıtlaSilayda bir bile yazsan iyisin kii.
çook yıllar yazarsın daa.
:)
Yazarım tabi. ahaha. Teşekkürler.
YanıtlaSilyeni tasarım güzel olmuş, çok büyük bir değişiklik olmasa da yakışmış beyza :)
YanıtlaSilTatlı bir rüzgar estirdi buralara tasarım. ahaha. Teşekkürler.
YanıtlaSilhahah evet :))
Sil